Atatürk'ün Din Anlayışı

Dr.Nurullah ABALI


Atatürk, İslâmiyet'e dair ilk bilgilerini ebeveyninden özellikle annesinden alır. Daha sonraki eğitim yıllarında bu bilgileri geliştirme imkânı bulur. Atatürk'ün kütüphanesindeki kitaplar incelendiği zaman bunlar arasında İslâm kültürüyle ilgili olanların çok sayıda olduğu görülür. Üstelik bunların, birçok ek ve notlar düşecek derecede ciddi olarak okunduğu anlaşılır. Onun din kültürü konusundaki bilgisi öyle sağlamdır ki, daha sonra liseler için yazdırdığı tarih kitaplarının "İslam Tarihi" bölümünü bizzat kendisi kaleme alır (1).


Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün düşüncelerinin mânasını kavrayamayan bazıları, bu büyük önderin dinî inançlarından şüpheye düşerler. Aydın geçinen bir kişi de, koyu bir İslâm düşmanı tarafından, İslâmiyet ve Hz. Muhammed aleyhine yazılmış bir eseri Türkçe'ye tercüme eder. Eseri, Atatürk'ün gözüne girme niyetiyle kendisine sunar. O esnada Dolmabahçe Sarayında oturmakta olan Atatürk, bu esere şöyle bir göz gezdirdikten sonra, hemen tarihçi ve İslâm Bilgini Şemseddin Günaltay'ı acele davet eder ve o tercümeyi göstererek, "Hocam, şu kitabı gördünüz mü? Bu konuda ne dersiniz?" diye sorar. Şemseddin Bey kitabı incelemek için bir kaç gün müsaade isteyerek ayrılır.


Hocanın cevabını sabırsızlıkla bekleyen Atatürk, günün birinde acele bir emirle, onu Saraya çağırtır. Hoca içeri girince "Kitabı incelediniz mi, fikriniz nedir?" diye sorar. Şemseddin Günaltay tercümeyi Ata'nın önüne koyarak: "Ele alınacak şey değil, bir fâcia Paşam!" diye cevap vermeye kalmadan Atatürk yerinden fırlayıp parlar ve Başbakan İnönü'ye dönerek: "Bu paçavraları toplatın ve tercümeyi yapanı da, devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın" diye emreder.


Atatürk'ün deniz renkli gözleri, masanın üzerinde serili olan ve Hz. Muhammed'in Bedir Savaşını adım adım gösteren askerî haritaya dikilir. Hoca'yı kolundan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya diker. Hz. Muhammed ve onun peygamberliği kadar, büyük askerî dehasına hayran olan Sakarya Gâzisi, Bedir savaşının gâlibini överken, "Onun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslüman'la mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir, onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır" der ve gözlerini uzak çöllere ve kutlu topraklara doğru çevirir (2).


Mustafa Kemal Atatürk'ün din ve İslam aleyhinde herhangi bir sözüne rastlamak mümkün değildir. Aksine onun İslam dininden ve Hz. Peygamberden övgü ve hürmetle bahseden, Müslümanlığından dolayı iftihar ettiğini dile getiren pek çok sözü vardır (3).


Atatürk, 2 Temmuz 1932'de toplanan Birinci Türk Tarih Kongresinin son günlerinde, tarih öğretmenlerini ve öğretim üyelerini, Gazi Orman Çiftliğinde bir çaylı toplantıya çağırdığında kendisine şu soru sorulur: "Paşam, din lüzumlu bir şey midir?"


Atatürk bu soruya şöyle karşılık verir: "Evet din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din Tanrı ile kul arasındaki kutsal bir bağlılıktır. Mutaassıp İslâmcıların din komisyonculuğuna izin verilmemelidir. Dinden maddî çıkar sağlayanlar alçak kişilerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız. Buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan kimseler, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin mücadele edeceğiniz ve ettiğimiz, bu kimselerdir." (4).


Mustafa Kemal, kadın haklarına dair yaptığı konuşmanın bir bölümünde şöyle der: "Bizim dinimiz, hiç bir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkek ve kadının beraber olarak ilim ve irfan tahsil eylemesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmış olmak mecburiyetindedir." (5).


Atatürk, Trablusgarb'a (Libya) İtalyanlara karşı savaşmak için gittiği zaman, Şeyh İdris es-Sünüsi, kendisine küçük bir Kur'an-ı Kerim hediye eder. Atatürk, bu Kur'an-ı Kerim'i daima göğüs cebinde saklar. Daha sonra Çanakkale Savaşında Atatürk'ün göğsüne bir şarapnel parçası çarpıp cep saatini kırar. Atatürk, daha sonra Halil Nuri Yurdakul'a, "şarapnel çarptığı zaman, işte beni, saatimin altında iç cebimde taşıdığım' o Kur'an-ı Kerim korumuştur" der.


Cumhuriyetin ilanından sonra Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe'ye tercümesi ve tefsiri üzerinde büyük bir yarış ve faaliyet göze çarpar. Kur'ân'la ilgili bu çalışmaların başlatılıp yürütülmesinde en büyük pay, Atatürk'e ait bulunmaktadır (6). Atatürk'ün gayesi bu çalışmalarla ırkçılık yapmak değil, Kur'an'ın anlamının bilinmesini sağlamaktır. Zaten kendisi niyetini şu sözüyle ortaya koymaktadır: "Türk, Kur'an'ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tanıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın" (7).


Günümüzde de önde gelen İslâm alimleri tarafından çok güvenilir bir tefsir olarak kabul edilen Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsiri, 1924 yılında alınan meclis karından sonra hazırlanmaya başlar. 1936 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye'nin her yanına ücretsiz olarak dağıtılır. Atatürk, tamamlanan tefsirin basımı için bizzat kendi birikiminden para da verir (8).


Bazıları İslâm dininin gerilik kaynağı ve geri kalışımızın etkeni olduğu fikrini dile getirirler. Halbuki Atatürk, bu konuda farklı düşünmektedir: "Düşmanlarımız bizi, dinin etkisi altında kalmış olmakla suçluyor, duraklamamızı buna atfediyorlar. Bu, hatadır. Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskinlik ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder." Atatürk'ün İslam dinine karşı en büyük hayranlığı, onun akıl ve mantıkla uyuşmasıdır: "Hangi şey ki, akla mantığa, kamu yararına uygundur; biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin çıkarlarına, İslam çıkarlarına uygunsa, kimseye sormayın, o şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyuştuğu bir din olmasaydı, olgun ve son din olmazdı" (9).


Atatürkçü düşüncede laikliğin çok önemli bir yeri vardır. Laiklik ilkesiyle Atatürk'ün amaçlarından bir tanesi, yüce dinimizin politik araç olmaktan çıkartılıp yüceltilmesini sağlamaktır. O, bununla ilgili olarak şöyle der: "Bağlı bulunmakla inançlı ve mutlu olduğumuz İslam dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı konumundan arıtmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz" (10). Zaten laiklik dinsizlik demek değildir. Yine Atatürk'ün ifadelerine göre "Laik hükümet tabirinden dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır" (11).


Görüldüğü gibi büyük önderimizin din anlayışı, onun diğer konulardaki düşünce ve uygulamaları gibi fevkalade etkileyicidir. Onun dinin özünün bilinip yaşanması ile ilgili çabaları takdire değerdir. Bize düşen, onun bizim için engelleri ortadan kaldırdığı bu yolda sapmadan yürümektir. Çağdaş ve aydın inananlar olarak dinimizi uygulamaktır. Unutmayalım ki, bu ülkede inancımızı rahat ve özgürce yaşayabiliyorsak, bunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emeği hiç de az değildir. Ne mutlu onu anlayıp yaşayabilenlere !




Kaynaklar:
1. Sadi Borak, Atatürk ve Din, 6-68, 9-72-73'den naklen: Şerafettin Dönmez, Atatürk'ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, 154.
2. Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay., Ankara Gaye Matbaası, ts., s. 26-28.
3. Şerafettin Dönmez, Atatürk'ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, 155.
4. Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi, Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği (RCD) Semineri Tebliğleri, 9-11 Kasım 1967, Ankara 1972., s. 53-54'den naklen: Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, 54. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara 1984, s. 206'dan naklen: Şerafettin Dönmez, Atatürk'ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, 159. Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, Sel Yay., İstanbul 1955, s. 116.
5. Sadi Borak, Atatürk ve Din, İstanbul 1962, 34; Enver Ziya Karal, Atatürk'ten Düşünceler, 3. baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1969, s. 56'dan naklen: Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, 65.
6. Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, 39.
7. Osman Ergin, Türk Maârif Tarihi, V, İstanbul 1977, s. 1950'den naklen: Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, 40.
8. Şerafettin Dönmez, Atatürk'ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, 187.
9. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1951, 1981, II, s. 128, 237; Cihat Akçakayalıoğlu, Atatürk, Komutan İnkılapçı ve Devlet Adamı Yönleriyle, Genelkurmay Başkanlığı Yay., Ankara 1988, s. 616.
10. Cihat Akçakayalıoğlu, Atatürk, Komutan İnkılapçı ve Devlet Adamı Yönleriyle, Genelkurmay Başkanlığı Yay., Ankara 1988, s. 613.
11. Osman Pazarlı, Sosyoloji Lise III, Remci Kitabevi, İstanbul 1979, s. 63'den naklen: Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, 124.


Paylaş