http://www.presenca.pt/images/autores/1494.jpg

 

 

İnanç Her Yaşta Lazım



Nergihan Çelen


Kimilerine göre alelade bir edebiyatçı, kimilerine göre postmodern bir derviş. Gerçek şu ki, onu okumayan yok gibi. Ülkemizde 'Yüreğinin Götürdüğü Yere Git' ile tanınan ve sevilen romancı Susanna Tamaro, Allah'ı bulmanın yolunun kalbi dinlemekten geçtiğini söylüyor. Doğru söze ne denir?"Gençler tüketim aracı olmaktan çıkıp, inanç sahibi bireyler haline gelmeli." Bu sözler 'Yüreğinin Götürdüğü Yere Git' adlı bir kitap yazarak tüm dünyada büyük ilgi gören İtalyan yazar Susanna Tamaro'ya ait. Tam 12 yıl önce beklemediği kadar ilgi görerek edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yapan yazar, yeni kitabının tanıtımı için Türkiye'ye geldi. İlk kitapta 80 yaşındaki bir kadının kelimeleriyle 68 olaylarını, o olayların içindeki kızının yaşadıklarını anlatan Tamaro, kitabın devamı olan 'Yüreğimin Sesini Dinle'de sözü yaşlı kadının kızına ve mektupları yazdığı torununa veriyor. Bu kez anne ve anneannesinin anılarından kendi varoluş nedenini ve köklerini arıyor küçük kız. Tamaro bu eserinde de inanmayı, inancı, dini ve gençleri öne çıkarıyor. Bu nedenle İstanbul'un tarihî mekânlarını gezerken Türk gençlerini gözlemlemeye çalıştığını söyleyen Tamaro, ilginç tespitlerde bulunuyor. Kendi ülke gençlerinin tüketim toplumunun aracı olduğunu anlatan yazar, inanç sahibi olmayan insanların mutsuz ve amaçsız yaşadıklarını belirtiyor. Aile değerlerinin mutlaka korunması gerektiğini ifade eden yazar, "Avrupa'da her çocuğun 2 annesi, dört babası var. Bu da gençlerde büyük problemlere neden oluyor." diye konuşuyor. Çocukken geçirdiği depremin hayatını belirlemede büyük bir rol oynadığını anlatan Tamaro ile hayatın anlamını ve dünya gençliğinin akıbetini konuştuk.


Eski eserlerinizi genellikle kadınlara hitap eden bir tarzda kaleme aldınız. Ancak son eseriniz "Yüreğimin Sesini Dinle"de gençlere hitap ettiğinizi görüyoruz. Dünya gençliğini nasıl buluyorsunuz?

Derin bir değere ve inanca sahip olmadan büyüdükleri için adeta duygularını kaybederek yaşadıklarını düşünüyorum. Bu nedenle gençlik için çok iyi düşüncelerim yok. Aileler parçalandı, herkesin 2 annesi 4 babası var. Ve bu da zayıflık, kırgınlık ve zorluk getiriyor. Maalesef gençlerin büyük idealleri yok ve kendi küçük ihtirasları peşinde bir hayat sürüyorlar. Bu nedenle "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git"i yazdıktan sonra şöyle bir şey gözlemledim. Aile kavramının yoğun olarak yaşandığı ülkelerde kitap çok sevildi. Ailelerin dağıldığı yerlerde kitap tutmadı.

Türk gençliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türk gençliğini çok iyi tanımıyorum ama İtalyan gençleriyle kıyasladığımda daha ümitli olduklarını düşünüyorum. Topkapı Sarayı'nı gezerken ilkokul gezisine gelen öğrencileri gördüm ve onların hâlâ çocuksuluklarının var olduğunu gözlemledim. Maalesef İtalya'daki çocuklar çok sönükler.

Gençleri hareketlendirip tekrar hayata bağlayacak ve onlara değer katacak şey size göre nedir?

Bence Allah'la ve sonsuz olan değerlerle yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor. Gençlerin bir tüketim aracı olmaktan çıkıp, inanç sahibi bireyler olmaları gerekiyor.

Kitaplarınız çok sattı. Ama sizin kitaplarınız çok satılsın diye değil de bir mesaj vermek için kaleme alındığını düşündürüyor okuyucuya. Bu bağlamda siz niçin yazıyorsunuz?

İlk kitabımda kişinin önce kendini tanıması gerektiğini söylüyorum. Çünkü bir insan kalbini dinlerse Allah'ı tanır ve kişiyi doğruya götürecek yol da budur. Bu nedenle hiçbir zaman benim amacım kitaplarımın çok satması değil.

Sizin biraz gölgede ve geride kalmayı tercih eden hüzünlü bir tarafınız var. Nedeni ne?

Çekingen ve duyarlı bir insanım. Mutsuz biri değilim; ama dünyanın bu halini, yaşanan kötülükleri gördükçe çok üzülüyorum.


İlk kitabınızı yazdığınızda bu kadar ilgi göreceğini düşünmüş müydünüz?

Kesinlikle hayır.

Yazar olmasaydınız ne olurdunuz?

Doktor olarak insanları iyileştirmek isterdim. Çünkü tıp, insanlığa faydalı olmanın başka bir yolu.

Yeni kitabınızla vermek istediğiniz mesaj nedir?

İnsanlığın çıldırdığını düşünüyorum. Dünyanın yani toprağın, doğanın efendisi olduklarını düşünüp çevreyi yok edip mahvettiklerini görüyorum. Bunun için kitabımda insanlara, içlerinde Allah korkusunu barındırmalarını öğütlüyorum. İnsanların laboratuvarlarında yaptıkları çalışmalara karşıyım. Bu beni çok korkutuyor ve bunun Allah'ın iradesine ters olduğunu düşünüyorum. Bu kitabın mesajı eğer ana çizgi olarak Allah'ın emirlerini yerine getirmezsek, yolumuzdan çıkıp sapıtacağımızı söylüyor.

Hayatınıza geri dönüp baktığınızda eksik kaldı dediğiniz ne var?

50 yaşına geldikten sonra şimdi, "Keşke bir çocuğum olsaydı!" diyorum.

Çocuğunuz olsaydı nasıl yetiştirmek isterdiniz?

Sert bir anne olurdum. Hayatın amacına uygun olarak onu hazırlamaya çalışırdım. Eskiden çocukları terbiye eden, yetiştiren ailelerdi. Şimdi bu işi televizyonlar yapıyor. Ve bir çocuğu televizyondan koparıp ona gerçek değerleri vermek çok zorlaştı.

Hiç unutamadığınız veya hayatınıza yön verdiğini düşündüğünüz bir şey yaşadınız mı?

18 yaşındayken büyük bir depremden kurtuldum. Yaşadığım depremden çok etkilendim. Bu olay bana bir kader ve bir plan doğrultusunda yaşadığımızı gösterdi.

 

Kaynak: http://genclik.zaman.com.tr/?bl=7&hn=63


Paylaş