

http://www.thomaspenrose.com/images_bamboo/form07.jpg
Kalıpçı
Cüneyd Suavi
Kalıp ustasıydı. Genellikle saç malzemeyle çalışır ve binbir türlü emekle tecrübeye rağman kalıplarla hala hala yaptığı oluyor ve sonradan onu telafi etmek için günlerce uğraşıp duruyordu.
Yine böyle bir gün, kendi kendine:
"Bu işler hatasız olmaz" dedi. "Kalıp dediğin Allah yapısı değil ki!"
"Allah yapısı" deyince, annesinin ölmeden önce kendisine söylediği sözler gelmişti. Ona:
"Kul olduğunu untup ibadetlerlerini terketme" diyordu. "Kula, kulluk yaraşır."
Adam kulluk etmesine edecekti ama, bütün kainata hükmeden bir kudretin varlığını, nedense aklına sığıştıramıyordu. Üstelik bu konuda okuduğu kitaplardan da bir şey anlamamıştı.
Sonunda hepsini bir kenara koyup,
"Herhalde en iyisi düşünmemek" demişti. "Böyle ince şeyler, insanın beynini çatlatır."
Adam bu hatıralarını düşünürken, bir taraftan da son yapmış olduğu kalıbı deniyordu.
Uğraştı, didindi. Fakat üzerine döktüğü polyester parça, kalıptan bir türlü çıkmak bilmiyordu. Anlaşılan bu sefer de kalıbın köşeleri hatalı olmuştu.
Biraz daha uğraştıktan sonra:
"Bu günlük bu kadar yeter" dedi. "Evdekileri fazla bekletmeyelim."
"Evdekiler derken, içini bir sıcaklığın kapladığını hissetti. Çünkü bir hafta kadar önce bir yavruları dünyaya gelmiş ve ailesi üç kişi olmuştu. Tabi ki artık "evdekiler" diyebilirdi.
Atölyesini kilitleyip eve gittiğinde, bebeklerini ilk banyosu için hazır vaziyette buldu. Doğru ya, çalışırken bu işi nasıl da unutmuştu.

http://www.babyandpregnancy.co.uk/images/2949.jpg
Eşi ile birlikte bebeği soyup leğene yatırdığında, adam birden dalgınlaştı. Durup dururken aklına nedense o gün uğraştığı kalıp gelmişti. Bu arada farkında olmadan yavrusunu evirip çeviriyor ve onun küçücük vücudunu, bir kalıpçı gözüyle inceliyordu.
Peki ama, yaptığı kalıp ile kucağındaki yavrunun ne alakası vardı?
Bir müddet öylece düşündükten sonra,
"Tabi ya" dedi. "Alakası olmaz mı? Daha önceden nasıl da göremedim?"
Kendisi bunca yıllık usta olmasına rağmen çok basit şekillerin kalıbını dahi mükemmel olarak yapamıyordu. Peki ya, kucağında tuttuğu bu ipek gibi vücudun kusursuz kalıbını kim yapmış ve o kalıba doldurulan hücrelere kim hayat vermişti?
Nefes alan, hareket eden, sayısız güzelliklerle donatılan ve her geçen gün aynı mükemmelikte büyüyecek olan bu vücudu, varlığına bir türlü inanamadığı o kudretten başka kim yaratabilirdi?
evet, evet, kalıpçının usta gözleri kendisini yanıltmamış ve en aciz bir varlık yardımıyla ona en büyük kudret sahibini göstermişti.
Bir çocuk gibi sevinerek ayağa kalkarken, eşi sordu:
"Neyi aramıştın?"
Adam yavrusuna bir daha baktıktan sonra:
"Bir kalıpçıyı" diye cevap verdi. "Yıllardır aradğım ve ancak şimdi bulabildiğim bir kalıpçıyı!"
Kaynak: Zafer Derg., Kasım 1984, sayı: 95, s. 10-11.
