http://pinx.dk/photoblog/images/fishing_man.jpg


Kısmet



Cüneyd Suavi


Yaşlı ve spor giyimli bir adam, son model arabasını deniz kenarına çekmiş, portatif şezlonguna kurularak yurt dışından yeni getirttiği oltasını denemeye başlamış. Fakat kısmetli bir adam sayılmasına rağmen, her nedense tek bir balık bile tutamıyordu.


Yaşlı adam, hemen yanıbaşındaki büfeden aldığı sosisli sandviçini soğukkolası eşliğinde yerken, yan tarafına genç bir balıkçının yanaştığını farketti. Giyinişinden çok fakir olduğu anlaşılan adamın bir poşet içinden çıkarttığı oltalar yer yer düğümlenmiş ve herbiri farklı boylarda olan iğneleri paslanıp körelmişti.


Yaşlı adam, can sıkıntısını giderecekbir eğlence bulmuş olmanın mutluluğuyla balıkçı arkadışını seyrederken, onun bir anda heyecanlandığını fark ederek gülümsedi. Alel acele çekilen misinanın ucunda mutlaka delik bir postal olmalıydı. Ancak yaşlı adam biraz sonra hayretinden şaşkına döndü. En az yarım kiloluk bir kefal balığı, oltanın ucunda çırpınıp duruyordu.


Genç adam, besmeleyle çıkarttığı balığı temiz bir poşete koyduktan sonra beş on dakika sonra, ikincisini de yakaladı. Yaşlı balıkçı, etrafa parıltılar saçan polyester oltasını boşuna sallayıp dururken yan gözle arkadaşına bakıyor ve böyle bir tesadüfe bir türlü ihtimal veremiyordu. Fakat adam üçüncü kefali yakaladığında, merakını yenemeyerek ayağa kalktı ve ona doğru yaklaşarak:


"Bu kadar kötü bir oltayla nasıl balık yakaladığınızı anlayamadım" dedi. bu işin sırrını söyler misiniz?


Genç adam, tuttuğu balıkları yeterli bulmuştu. Oltasını yavaş yavaş toparlarken:


"Bu işin sırrı, balık tutmam için Allah'a dua eden yavrularımdır efendim" diye cevap verdi. "İki gündür ekmekten başka bir şey yiyemediler de..."

 

Kaynak: Zafer Derg., Ekim 1997, sayı: 250, s. 11