http://www.easterncoastcostume.com/Pages/headgear/Jacobson/JPRIESTCAP2-2.jpg


Sünnet Akçesi

 

Osmanlı zamanında adamcağızın birisinin büyük miktarda borcu varmış. Elini neye atsa ters gidiyor. Biri akıl vermiş:


"Yenicaminin ortadaki büyük avizesinin altında 40 gün sabah namazı kıl. Göreceksin, kırkıncı gün ne sıkıntın kalacak ne bir şey..."


Adam çaresiz, ne denilse razı. Ertesi sabah başlamış. Tam 39 sabahı, erkenden gidip avizenin altında namaz kılarak geçirmiş. Tam da 40. günün sabahında geç kalacağı tutmuş:


"Eyvah. Bunu da mı berceremeyeceğim?" telaşıyla fırlamış. Abdest alıp, giyinip sokağa fırlamış. O gözü dönmüş koşturmaca esnasında biriyle çarpışmış. Başındaki fesi de yere düşmüş. Adamın gözünün bir şeyi gördüğü yok. Kapmış yerden fesini, koşuşturmuş camiye. Ucu ucuna yetişmiş. Namazdan sonra da heyecanla aşr-i şerifi de beklemeden çıkmış avluya. Kapı önüne oturmuş. Kendine kendine:


"40 namazı tamamladık. Bakalım denilen olacak ve ben rahatlayacak mıyım?" diye düşünmeye başlamış. Bir de ne görsün. Camiden çıkan insanlar büyük bir memnuniyet ifadesiyle bu adamcağızın önüne çil çil altınlar atmaya başlamazlar mı?


Adam şaykın. Altınları toplamış, kalkmaya hazırlanırken müezzin sokulmuş:


"Allah Müslümanlığını kabul etsin. Hak Dini seçmişsin. Sünnetliğini de topladın. Ancak bundan sonra bu başındakiyle namaza gelme. Başına fes giy" demiş. Adamcağız elini başına atmış ki... Bir de ne görsün? Başında papaz külahı.


Meğer namaza koştururken çarptığı bir papazmış. O esnada ikisinin de başındaki düşmüş. Bizimki kırkıncı sabahın hayaliyle acele edip, yerden eline geçirdiği başlığı giyip koşmuş. O sırada da papazın külahını kapmış yerden. Cami cemaati de, o adamcağızın başına bakıp bir papazın Müslüman olduğunu sanarak o altınları "sünnet akçesi" olarak, sünnetini olabilmesi için vermişler...