http://www.libertarian.nl/NL/archives/sheepherd.jpg |
Sürü
Çok eskiden İsrail bölgesinde Nasuh adında bir hükümdar vardı. Malı çoktu. Toprakları genişti. Bir gece duyduğu ses, hükümdarı düşüncelere götürdü:
"-Evet" dedi kendi kendine" Çok doğru. Dünya malı yine dünyada kalıyor. İşte benim dedelerim. Hangisi bir iğne götürebildi o yana? Hiçbiri... Bütün mallar hep duruyor. Peki, mal yüzünden hırsa kapılmak, günaha girmek, öbür dünyada kötü olmak neye? İnsan mal sevdasında olacağına, Allah sevdasında olmalı. Onun yolunda gitmeli."
Hemen tahtını, hükümdarlığını bıraktı. Memleketten çıkıp çöllere düştü. Çöl ortasında bir mağaraya sığınmıştı. Bu mağarada aç ve susuz üç gün namazla yalvarışla zaman geçirdi. Sonra dışarı çıkıp yiyecek bir şey aramaya başladı. Bir şeyler yemek ve bu şekilde daha çok namazda bulunmak isteğindeydi. Bir koyun gördü. Sahibini aradı, bulamadı.
"-Saklayayım da kaybolmasın, kurtlara yem olmasın" dedi. "Sahibi gelince veririm."
Aldı, mağaraya götürdü. Koyun sağılmadığı için acı acı meliyordu.
"-Sütün sağıp içeyim, hayvan kurtulsun. Ben de doyarım. Sonra sahibi gelince helallik alırım."
Sabah akşam koyunun sütlerini güzelce sağıyor, içiyor, koyunu aramaya gelen olmuyordu. Nasuh, onun çobanı olmuştu. Otlatıyor, sütünü içiyordu. Koyun gebeymiş. İki ay sonra ikiz kuzu doğurdu. Artık Nasuh, sütü üçe bölüyor, birini kendi içip, ikisini yavrulara veriyordu. Aylar, yıllar geçti. Maldan kaçan Nasuh'un çevresinde koyunlar bütün bereketiyle kuzuladılar. Koskoca bir sürü meydana geldi. Koyun tüccarları uğradılar. Nasuh bir kısmını sattı, deve aldı.
Allah'ın katında Nasuh değerli kişilerdendi. Cebrail:
"-Ya Rab!" dedi, "Nasuh hani bütün mallarını bırakıp kaçmıştı? İşte yine mal derdine düştü?"
Cebrail'e şöyle denildi:
"-Hayır, aldanıyorsun. Nasuh, dünya malının derdinde değildir. İstersen var git, onu imtihan et. Ben ona bir koyun vermiştim. Onu isteyici ol. Göreceksin."
Cebrail izin alıp yeryüzüne geldi. Bir çoban kıyafetinde Nasuh'un karşısına çıktı. Nasuh:
"-Hoş geldin, sefalar getirdin!" diyerek yer gösterdi.
Çoban:
"-Bundan çok yıllar önce" dedi, "bir koyun yitirmiştim. İzine düştüm, araya araya buraya geldim."
Nasuh, sevinerek cevap verdi:
"-Ben o kuyunu ölmesin diye sattım. Parası işte burada."
Çoban aksilendi:
"-Ben sana sat dedim mi? Niçin sattın? Sonra o yavrulayacaktı? Nerede kuzuları?"
Nasuh hiç telaşlanmadan:
"-Kuzular çoğaldı. Çok çoğaldı. Sattım. Bütün bu mal, bu mülk hepsi senindir. Bu köşk, bu sürüler, hep senin. Ben onların sahibi değil, emanetçisiyim."
Nasuh ayağa kalktı, bir bohça çıkardı, eski elbiseleri vardı o bohçada. Üstündekileri soyup onları giyindi.
"-Bu elbiseler de senin. Şimdi beni dinle. İznin olmadan o koyunun sütünü içmiştim. O süt için senden helallik istiyorum. Helal et bana o süt hakkını."
Çoban dayattı:
"-Hayır etmem. Bütün bunları benden izinsiz yaptın."
"-Helal etmen için ne yapayım sana?"
"-Bir şey yapamazsın. Helalleşmemiz ve hesabımız öteki dünyaya, kıyamete kalacaktır."
Nasuh, çobanın ellerine sarıldı:
"-Sana yalvarıyorum. Hesabımız öteki dünyaya kalmasın. Burada halledelim." Boynuna bir ip taktı. "İşte yularım var. Çarşıya götür, beni köle diye sat. Paramı sütüne say. Hayır, buna da razı değilsen, kölen olayım, hem de uzun yıllar."
Ağlıyordu. Nasuh'un bu ağlaması üzerine gökteki melekler de ağladı. Sonra Hak Teala Cebrail'e
"-Yeter!" diye seslendi. "Ona çok eziyet etme. Kendini tanıt!"
Cebrail, Nasuh'un sırtını okşadı:
"-Dur ağlama!" dedi. Ben Cebrail'im. Seni imtihana gelmiştim. Kazandın. O koyun da, sütü de, bütün bu mallar da sana helaldir. Çünkü o koyunu Allah göndermişti senin için..."
Kaynak: Cemal Erten, Dinî Hikayeler, s. 54-57.
