
http://cache.daylife.com/imageserve/0aNBfKwcCo48I/610x.jpg
Çile
Bir derviş, Ebu'l-Hüseyin Harakani'nin şöhretini duyup Taklan şehrinden yola çıkmıştı. Dağlar aştı, uzun ovalar geçti, şeyhi görmek için özü doğru olarak Allah'a yalvarıp yakararak bunca yol aldı.
Yolda gördüğü cefalar, çektiği eziyetler, anlatılmaya değerdi.
Genç derviş, sonunda yolu bitirip maksadına ulaştı. O gönüller padişahının evini sordu. Öğrenip kapısına geldi, yüzlerce saygıyla kapı halkasını vurdu.
Şeyhin karısı başını çıkarıp:
"Ne istiyorsun?" dedi.
Derviş:
"Filan yerden geliyorum. Şeyhi ziyaret etmek talebindeyim" deyince kadın, kahkalarla gülüp:
"Sakalına bak yahu!" dedi. "Hele şu yolculuğa, şu uğradığın derde bak. Yerinde yurdunda işin yok muydu da beyhude yere yollara düştün? O ahmağı görmek hevesine mi düştün de buralara geldin, yoksa yurdundan mı usandın?"
Daha bunun gibi bir sürü kötü söz söyledi, küfürler etti, dırıldandı durdu.
Ünü dağlar tepeler aşmış bir mürşid için karısının böyle laflar etmesine derviş pek dertlendi.
Gözlerinden yaşlar akar halde:
"Bunları boşver de" dedi, "o adı tatlı padişah, o gönül sultanı nerede, onu söyle bana?"
Kadın, bu söz üzerine başladı bağırıp çağırmaya:
"O gönül sultanı dediğin, bomboş, riyakar bir hilebazdır. Ahmaklara tuzaktır. Yol azıtanlara kementlik eder. Senin gibi sakalını değirmende ağartan yüzbinlerce kişi azgınlıktan ona düşmüştür. Onu görmez, esenlikle yerine yurduna dönersen, senin için daha hayırlıdır. Onu görüp de azmazsın hiç olmazsa. Onun işi gücü laftır. Kase yalayıcı, hazır sofraya oturucu bir heriftir. Fakat davulunun sesi her nasılsa etrafa yayılmış. Bu kavim de İsrailoğullarına benziyor, öküze taparlar. Böyle bir öküze el vurup duruyorlar işte. Bu herife kapılan kişi, geceleyin birleştir, gündüzün işsiz güçsüz bir adam. Bunlar yüzlerce bilgiyi, yüceliği bırakmışlar da bir hileye, bir riyaya kapılmışlar. İşte ha, işin aslı bu."
Genç derviş, bunca hakarete, bunca çirkefliğe dayanamayıp:
"Yeter be kadın!" diye bağırdı. "Apaydın günde bekçinin ne lüzumu var? Erlerin nuru douyu da tuttu, batıyı da. Senin gibi bir şeytanın saçmaları mı beni bu kapının toprağından döndürecek? Ben bulut gibi bir yele kapılıp gelmedim ki bu kapıdan bir tozla çevirebileyim. Kendine gel! Senin gibi bir kötü kadın o makbul ruha eş olmuş ki, Nuh'un nikahındaki kafir kadın gibi adeta. Bu yurda mensup olmasaydın, şimdi seni paramparça ederdim. O Nuh'u da senden halas ederdim, ben de kısasa uğrar, şeyhin yolunda ölmek şerefiyle yücelirdim. Fakat zamanın padişahlar padişahının evinde bu çeşit küstahlıkta bulunamam. Dua et ki bu yurdun köpeğisin. Yoksa şimdi yapacağımı yapardım sana."
Derviş, bu sözleri söyledikten sonra şeyhin evinden döndü ve yolda gördüğü herkese sormaya, şeyhi her tarafta araştırmaya başladı.
Birisi dedi ki:
"O büyük zat, odur getirmek üzere ormana gitti."
Genç ve ateşli derviş, şeyhi bulma aşkıyla ormanın yolunu tuttu.
Bir yandan da şeytan, aklına bir gizli vesvese vermekteydi:
"Bu koskoca şeyh neden böyle bir kadını evinde tutuyor, neden onunla düşüp kalkıyor? Zıt, nasıl olur da zıddıyla beraber bulunur? Halkın imamı olan bir zat nerede, bu şebek suratlı kadın nerede?"
Sonra, bu vesveseden dolayı muzdarip oluyor, yine ateş gibi dönüyor, lahavle okuyor ve:
"Ben kim oluyorum ki, Allah'ın işine karışıyorum da nefsimden böyle şüpheler, kınamalar geliyor?" diyordu.
Derken nefsi yine saldırıyor, bu yüzden gönlünden kuyumcular potasından çıkar gibi dumanlar tütüyordu.
"Şeytanla" diyordu, "Cebrail'in ne münasebeti var ki onunla konuşsun, düşüp kalksın, beraber yatsın uyusun? Azer, nasıl olur da Halil'le geçinebilir? Yol kesen, nasıl olur da kılavuzla beraber bulunur?"
O bu düşüncedeyken, orman yolundan Ebu'l-Hüseyn Harakani bir arslana binmiş halde çıkageldi. Kükremiş aslan, şeyhin odununu çekmekteydi. O kutlu zat da odunlarının üstüne binmişti. Kamçısı ise bir yılandı.
O gönüller sultanı, dervişi uzaktan görüp güldü.
"Sakın" dedi, "aldanma, şeytanı dinleme."
Gönlünün nuruyla, dervişin içinden geçeni bilmişti. Yola düştüğünden o ona dek dervişin aklından geçenleri bir bir söyledi.
Sonra da dedi ki:
"Benim o kadına tahammülüm, nefsime uymaktan değildir. Orada durma! Düşün: Ben sabredip bu kadının yükünü çekmeseydim, aslan benim yükümü çeker miydi hiç?"
Kaynak: Murat Karabaşoğlu, Sufi'nin Dünyası Sufi Öyküleri-I, Sufi Kitap, İstanbul Mart 2009, s. 114-117.