

http://www.theodora.com/wfb/photos/united_kingdom/royal_pavilion_england_uk_photo_gov.jpg
Delik
Bir padişah, duvarları altın yaldızlarla bezenmiş bir köşk yaptırdı; ona yüzbinlerce dirhem altın sarf etti.
O cennete benzeyen köşk tamamlanınca, iyice bir döşetti, dayattı da.
Herkes, bir ülkeden geliyor, padışaha tabak tabak armağanlar sunuyordu.
Padişah, filozoflarla nedimleri çağırttı, hepsini oturttu, dedi ki:
"Bakın bakalım, bu köşkün güzelliğinde, yüceliğinde bir noksan var mı?"
Herkes:
"Yeryüzünde böyle bir köşkü ne kimse görmüştür ne de bundan sonra görür!" dedi.
O sırada bir zahid yerinden kalkıp:
"Devletlim!" dedi, "Bu köşkün her şeyi güzel, her şeyi hoş da yalnız bir delik var, o da çok büyük bir noksanlık. Eğer o kusur da olmasaydı, bu köşke cennet bahçesi bile gaybdan armağan yollardı doğrusu!"
Bu sözlere kızan padişah:
"Ben bile bu kadar titizliğimle böyle bir delik görmediğim halde, sen şu bilgisizliğinle nasıl görüyorsun?" diye çıkıştı.
Zahid, mütevazı ama bilge bir üslupla:
"Ey devletle başı yücelmiş padişahım ! Azrail'in gireceği delik tıkanmadı ki..." dedi ve ekledi:
"Asol o deliği, hem de adamakıllı tıkamak gerek. Yoksa ne köşk kalır, ne taç, ne de taht. Başka kusuru yok, tam yaşanacak yer, ama ne fayda ki baki değil, buna çare nedir bilmiyorum ! Cennet gibi güzel, neşeli bir köşk... Fakat ölüm, nihayet gözüne çirkin gösterecek! Onin için bu kadar kurulma! Dizginini çek, bu kadar serkeşlik etme!"
Kaynak: Metin Karabaşoğlu, Sufi'nin Dünyası Sufi Öyküleri-I, Sufi Kitap, İstanbul Mart 2009, s. 51-52.