

http://forum.arkitera.com/attachments/okullar/3524d1198939764t-suleymaniye-cami-suleymaniye-camii-jpg
Şerefeye Çıkarılan Taş
İslam aleminin en muhteşem eserlerinden biri olan Süleymaniye camii yapılırken, çok çeşitli illerden getirilen meşhur ustalar arı gibi çalışıyordu. Senelerce süren devamlı çalışma sonunda minareler yavaş yavaş yükselmiş, sıra şerefelerin yapılmasına gelmişti. Bu günlerin birinde minarelerin inşaasında çalışan işçilerden biri sabahleyin sırtına almış olduğu büyükçe bir taşı yerden minarenin şerefesine kadar çıkarır, taşı oraya bırakacağına, sırtından hiç indirmeden tekrar minarereden aşağıya iner, taşların yontulduğu yere kadar gelir. Fakat orada da taşı sırtından indirmez, tekrar yüksek minarenin yanına kadar gelir ve şerefenin olduğu yere kadar çıkar, biraz sonra tekrar aşağıya iner. İşçinin bu hareketleri durup dinlenmeden fasılasız devam eder. İlerden bu garip olayı merakla takip eden ustabaşılardan birisi, işçinin sırtındaki taşla beraber bir inip bir çıkışına bir türlü anlam veremez ve seslenerek kendisini yanına çağırır. İşçi bu kere taşı yere bırakır ve ustabaşının yanına gider. Simasında ilahi bir nurun pırıl pırıl parladığı açıkça görülen temiz yüzlü işçiye ustabaşı sorar:
"Oğlum! Sabahleyin işbaşı yaptığından beri, seni uzaktan merakla takip ediyorum, sırtına aldığın taşı bir minarenin şerefesine kadar çıkarıyorsun, bir aşağıya indiriyorsun. Neden böyle yapıyorsun da sırtındaki taşı bir türlü yerine bırakmıyorsun?
İşçi ustasının bu haklı sorusu karşısında ezilip büzülür, sanki büyük bir kabahat işlemiş gibi mahçup mahçup önüne bakar, fakat ustasının sorusuna cevap vermek icap ettiğini de gayet iyi bilmektedir. Nihayet titrek bir sesle konuşur:
"Yapamam efendim, asla yapamam..."
Bu garip cevap karşısında ustabaşının merakı büsbütün artar, bu defa da ısrarla sorar:
"Nasıl yapamazsın evladım? Senin vazifen yerde yontulup hazırlanmış olan taşları yerine götürüp koymak değil midir? Sanki bir suç işleyecekmiş gibi nasıl oluyor da yapamam diyorsun?"
"Evet efendim, benim sırtımdaki taşı şerefeye bırakmam suçtur, hem de tahmin edemeyeceğiniz şekilde büyük bir suç. Bu sebeple ne yapacağımı, ne edeceğimi, taşı nereye bırakacağımı bilemiyorum, sizin de uzaktan görmüş olduğunuz gibi aynı taşı bir çıkarıp bir indiriyorum.
Bu sözlerden sonra ustabaşının sabrı iyice taşar ve sert bir ifadeyle işçiye şöyle der:
"Şimdiye kadar konuştuğumuz yeter, lafı fazla uzatmayalım da anlamsız hareketlerinin sebebini izah et bakalım..."

http://www.girgin.org/yazilarim/images/sul.jpg
Yüzündeki olgun ifade mükemmel bir imanın canlı ve saf ateşi görünen işçi mahçup mahçup yere bakarken yavaş bir sesle anlatmaya başladı:
"Dün çok çalışıp iyice yorulmuştum, bu sebeple sabah namazını kıldıktan sonra biras yazlanmak ihtiyacını hissettim, olduğum yerde uyuya kalmışım. Uyandığım zaman işe başlama saati çoktan gelmişti, hemen yerimden kalktım, arkadaşlara yetişmek üzere acele hazırlanıyordum ki, gusül abdesti almanın gerekli olduğunu anladım. Çok üzgündüm, abdest almaya kalkmış olsam, iş saatini geçireceğim, abdest almasam kirlenmiş olan vücudumla cami inşaatında nasıl çalışabilirdim? Karışık hisler arasında bocalarken kendimi inşaata giden arkadaşlar arasında buldum. Mecburi olarak onlardan ayrılamadım. İş yerine geldiğimde ise, görmüş olduğunuz taşı sırtıma alıp minarenin şerefesine kadar çıkardım, işte o an içimden gelen bir ses ısrarla bana şöyle diyordu:
'Bu cami asırlarca yaşayacak ve müminlerin günde beş dafa namaz kılacakları mukaddes bir mabed olacaktır. Böyle ulvi bir ibadethanenin minaresinin şerefesine nasıl olur da gusülsüz olarak taş koyarsın? Temiz olmayan kirli vücudun nasıl olur da bu muhteşem minarelerin yükselmesinde hisse sahibi olabilir?'
Bu sözler beni can evimden vurup derin bir kedere boğmuştu, şiddetli azap çekiyordum, bala batmış sinek gibi ne yapacağımı bilemyior, işin iinden bir türlü çıkamıyordum. Bir ara kendimi bir yere siper edip saklanarak akşama kadar çalışmayayım diye düşündüm, fakat biraz sonra bu fikirden vazgeçtim, çünkü hiç çalışmadan sanki çalışmış gibi akşamleyin nasıl olur da hakkım olmayan yevmiyeyi alırdım. Bugüne kadar haram olarak tek bir lokma boğazımdan aşağıya geçmedi, şimdi nasıl olur da sayısız haram lokmaları mideme indirirdim. Bu da yapamayacağım bir şeydi. Neticede sizin de gördüğünüz gibi sırtıma aldığım ağır taşı sabahtan beri minareye bir çıkarıyorum, bir aşağıya indiriyorum."
Masum işçinin saf kalbi, ilkbaharın ılık günlerinde yeni açşım ufak gül tomurcukları gibi pek temizdi, üzerinde bir kir değil, en ufak bir toz tanesi dahi yoktu. Ağzından çıkan her kelimede, imanın bütün güzellikleri bir buhurdan gibi tütüyor, hareketlerinde ise tam manası ile Hakka bağlılığın kemali açıkça görülüyordu. Sözleri bittiğinde ustabaşı kendisine verecek bir cevap bulamadı, fakat doğruca Mimar Sinan'ınyanına gitti ve olayı işçinin ağzından duyduğu şekilde bütün ayrıntısı ile anlattı. Mimar Sinan imanlı işçinin ibretli hareketinden pek duygulandı ve derhal Süleymaniye Camiinin Galata Köprüsüne bakan cephesinde bir hamam yapılması için faaliyete geçti. Kısa bir zaman zarfında haman inşaası tamamlandı ve Süleymaniye Camiinin inşaatında çalışan bütün işçilere, sabahları ücretsiz olarak yıkanmaları için tahsis olundu.
Üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen, bugün hala İslam Aleminin göz bebeği olarak kubbesiyle, minareleriyle ve haşmetiyle dimdik ayakta duran Süleymaniye Camii; mimarından en sade işçisine kadar gönlü pak, ruhu pak, fikri pak insanların ortak gayretleri ve temiz alınlarından taşlar üzerine damlayan helal terler ile yoğrularak meydana gelmiştir.
Kaynak: Mustafa Doğan Tanju, Allah Dostlarından Menkıbeler, II, İstanbul 1982, s. 115-118.

Süleymaniye Hamamı
http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/saleymaniyehamama.jpg
