

http://img221.imageshack.us/i/semazenoc4.jpg/#q=ilahi aşk
Gel Gör Beni Aşk Neyledi...
Bir kez düştüğü gönülleri cennete çeviren ilahî aşk yüzyıllar boyu sayısız insanların mürşidi, yol göstericisi olmuş, onları zulmetten nura, karanlıktan aydınlığa çıkarmış ve yüce dergâha taşımıştır. Bu yol, bütün peygamber ve evliyaların yoludur. Aşkın cinsiyeti de yoktur. Yunus Emre'ler, Mevlana'lar yanında Rabia Hatun'lar da vardır bu yolun yolcusu.
Aşk gibi bir nimete erişmek isteyen kişi, etrafındaki varlıklarda bulunan gizli güzellikleri görmeli ve onların arkasında bulunanı adım adım aramalıdır. Çünkü bütün güzelliklerin kaynağı, Allah'ın cemali, yani güzelliğidir.
İlahî aşka herkes tahammül edemez. Zira ilahî aşk, düştüğü gönülleri yakan bir ateştir. Bu aşka düşen gönüllerde Hakk'tan başka ne varsa yanıp kül olur.
Onlar için ne cennet sevdası ne de cehennem korkusu vardır. Cenneti istemezler; zira Allah'ın "Vedûd" ismine sarılmışlardır. Hepsi Yunus Emre gibi: "Ben dost cemalin görmüşem, Hûri cinanı neylerem" diyerek cennette gözlerinin olmadığını belirtirler.
Cehennemden korkmazlar; zaten aşk ateşleriyle yanacakları kadar yanmışlardır. Cehennemde olsalar bile gönülleri gül gülistandır.
Onlar için cihanda aşktan başka hakikat yoktur. Esas olan ise kendi canının sevdiğini değil, sevgilinin sevdiğini sevmektir.
Kemâle ermek, hakikate ulaşmak için her şeyi, herkesi sevmek, her güzelliğe muhabbet duymak ve böylece gönlü tertemiz tutmak gerekir. Gönül Allah'ın kâbesi ve tahtı olduğu için âşıklar için çok değerlidir. Bir gönül yapmak, binlerce kâbe inşa etmekten üstündür. Yunus'un ifadesiyle: "Gönül Allah'ın tahtı, Allah gönle baktı. İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise."
Gönülde beliren aşk kıpırtıları Allah'ın kendisini sevmesi için verdiği işaretlerdir. Bu arzu da varlığın en mükemmeli olan insan üzerinde tecelli edecektir. Bu sebeple insanın içinde bulunan ve ancak sonsuzluğun tatmin edeceği duygular, yokluğun ve zevalin verdiği acı ve elemler insanın içinde taşıdığı aşkın akisleridir. Fıtrat tüm fert ve âzalarıyla Allah'ı istemektedir.
Dinin esası ihlastır, yani karşılık beklemeden sevmektir. Karşılıksız sevenler ancak aşk ehlidir.
Aşk imtihanları en çetin imtihanlardır. Gözyaşı, feryat, yoksulluk ve belki de kan âşıklarla içiçedir. En büyük Allah âşığı olan Peygamberlerin çektikleri de bunu göstermektedir. Efendimizin yolunun aşk olduğunu Hz. Mevlana şu dizeleriyle belirtiyor: "Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşkın çocuğuyuz, aşk da bizim annemizdir."
Aşkın şairi Fuzulî ise "Dört kitabın özeti şu cümlede: Seven ve sevilen üzerine bela ve ıstırap akın akın gelir." demektedir.
Fâni, geçici gönül ilişkileri, sevgi denemeleri, fedakârlıklar, merhamet ve hoşgörü gibi durumlar ilahî aşkın hazırlık devresini teşkil ederler.
Zamana ve mekana bağlı sevgiler ilahî aşkın birer yansımalarıdır. İnsana kıyas için verilmişlerdir. Kişi ancak bu sayede ilahî aşkın yüceliğini anlayabilir. Sevmesini bilmeyen birinden Allah'ı sevmesini beklemek akıl kârı değildir. Osmanlılarda öyle tarikatlar vardı ki, oraya sadece daha önce âşık olanlar alınırdı. Çünkü âşık olan bazı duyguları bildiği için, Allah aşkına ulaşması daha kolaydır. Yine evliyalardan çoğu önce birisine âşık olmuş, ona kavuşamayınca aşkını Allah'a yöneltmiştir.
Nasıl aydınlığın değeri karanlık sayesinde anlaşılıyorsa, Allah'ı sevebilmek ve o sevginin yüceliğini, tüm kainata bedel olduğunu anlayabilmek için Allah dışındaki şeyleri nasıl seveceğini bilmekle mümkündür.
Lezzet ve menfaatten gelen birtakım sevgiler vardır. İnsan için bunlar da bir kıymet ifade ederler. Fakat ilahî aşkta bunlara yer yoktur. Çünkü ilahî aşkın cennet ve cehenneme tenezzülü yoktur ve ölüm dahi ona son veremez.
Gerçek aşkla gerçek güzellik aynı kaynakta birleşirler. O menba ise Allah'tır. Bu sebeple aşka yaklaşıldıkça Allah'a da yaklaşılır.
Âşık, sevgilisinin kahrı ve lütfu arasında hiçbir fark görmez. "Lütfun da hoş, kahrın da hoş" der. İşte burası mecazî aşıkların ilahî aşktan ayrılmaya başladığı noktadır. Mecazî aşklarda sevgiliden gelen kahırlar âşığı üzdüğü halde bu yerde lütufla eşittir.
Gerçek aşk cefa ile azalıp, nimetle çoğalmaz. Âşığın dert ve çilelerin kardeşi olması gerekir. Ancak bu sayede aşk yolunda mesafe kateder.
Aşk duygusu ve sevme hissi yalnız dünya için değil, dünyadaki güzellikleri tadıp arkalarındaki kaynağı arayarak birliğe ulaşmayı ve Allah'ı bulmayı kolaylaştırmak için verilmiştir. Tadılan bütün zevk ve güzellikler gelip geçmektedir. Bize bizden yakın bir zât aşka ve sevgiye daha layıktır. Öyleyse insan nefsine ve nefsi hesabına tüm varlıklara dağıttığı sevgileri toplamalı ve bir o kadar daha sevgiyle birlikte yaratıcısına sunmalıdır.
