

http://www.wrangler4you.com/images/Der%20Jeep%20im%20Krieg.jpg
Savaş Aldatmaları
* Çanakkale Savaşı'nda İngilizler çekilirken siperlerde hala asker olduğu izlenimi verebilmek için tüfeklerinin kendi kendine ateş etmelerini sağlayacak bir mekanizma ile çalışmasını sağlamışlar: Tüfek bir yere sıkıca tespit ediliyor, tetiğine de ip bağlanıyordu. İpin ucunda bir konserve kutusu vardı. Bunun üzerinde de içini suyla doldurdukları bir başka delik kap yer alıyordu. Bundan, alttakine damlayan suyla dolmaya başlayan kap yeterince ağırlaşınca tetiği düşürüyor, tüfek de ateşlenmiş oluyordu. Bu tüfekler öyle düzenlenmişlerdi ki, ancak siperler bütünüyle boşaldıktan yarım saat sonrasına kadar bile yer yer silah sesleri duyulmuş olacaktı (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, s. 29).
* İngilizler 1917 yılında Filistin'de şöyle bir aldatma gerçekleştirirler: Gerçek taarruz tarihi 31 Ekim olmasına rağmen 4 Kasım'da taarruzun yapılacağı fikri çeşitli vesilelerle ortalığa atılmaya başlandı. Bunun için İngilizler, Alman danışmanlarının bir İngiliz telsiz kodunu çözmelerine imkan sağlayacak istihbarat bilgisini elde etmelerine izin verdiler. Türk devriyelerinden kaçan yaralı bir asker kaçarken sahra dürbünü, at kanı sürülmüş bir tüfek ve arka çantasını düşürür. Türk istihbaratı, arka çantası içinde İngiliz parası, Gaza'nın karşısında bulunan bir subaydan Kasım'ın 1'inden sonraki birkaç gün içinde bir taarruz olacağını ima eden bir mektup ve bazı şahsi eşyalar bulundu. Arka çantası içinde ayrıca emirler, haritalar gibi resmi dokümanlar da vardı. Bütün bu bilgiler, 4 Kasım'da Gaza'ya bir taarruzun yapılacağını doğruluyordu. Türkler, bütün bu bilgileri en azından şüphesi olan Alman Danışmanlarına aktardılar. Ancak, ertesi gün İngilizler, "endişeyle koşuşturup" umutsuzca kaybolan arka çantasını bulmaya çalışıyorlardı. Çantanın aranması için kodlu telsiz emirleri verildi, konu ile ilgili yazılı emirler yayınlandı. Daha sonra ele geçirilen iki esir de bu "felaket"i biliyorlardı. Türk devriyeleri daha sonra, bu olayın geçtiği bölgeyi tanıyan bir İngiliz arama grubu buldular. Kaybolan bir arka çantasına gösterilen bu ilgi Türkleri ve onların Alman danışmanlarını ikna etti. 31 Ekim'de İngilizler Beersheba'ya karşı ana taarruzlarını, 6 Kasım'da da Gaza'ya karşı tali taarruzlarını başlattılar. Heerhaba'ya karşı yapılan taarruz Türkleri ve Almanları gafil avlayıp birliklerin dağılımı bakımından hazırlıksız yakaladı (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, s. 33-36).
* II. Dünya Savaşı'nda Alman Gizli Mukavemet Teşkilatınca tek sayfalık bir gazete yayınlanmaktaydı: "Das Neue Deutschland". Alınan her türlü önleyici tedbire rağmen bu gazetenin elden ele dolaşmasına, her eve girmesine engel olunamıyordu. Gestapo'yu en fazla sinirlendiren olay da, gazetede yer alan Hitler aleyhtarı yazılardan çok bu gazetenin Reich'in her köşesindeki evlere ustalıkla ve dağıtıcılarının yakalanmadan ulaşabilmesiydi. Almanya'da bulunan kağıt üzerine, gizli mukavemet gruplarının elinde bulunan basit harf kalıplarıyla basılan gazete, önce mukavemet teşkilatına mensup timler tarafından Almanya'ya sokulmaktaydı. Projeyi yürüten uzmanların amacı, gazeteyi okurlarının eline, tıpkı bir Alman gazetesi gibi sabah kahvelerini yudumlarken teslim etmekti. Kolları sıvayan uzmanlar önce büyük alman şehirlerinin telefon rehberlerini temin etti ve seçilen adreslerden oluşan binlerce abonelik listeler hazırladılar. Gazete bandajlarına yapışacak pullar, damgalar aynen taklit edildi; Almanların posta dağıtımında kullandıkları çuvalların benzerleri imal edildi. Enince dikişlerine varıncaya kadar ayrıntılara inildi ve bu çuvallar "eskitildi". Evler fazla miktarda posta gönderebilecek Alman kurumların antetini taşıyan zarflar hazırlandı. Tüm bu hazırlıklardan sonra üzerinde adresleri yazılı pullanmış zarfların içine gazete yerleştirildi ve hazırlanan binlerce zarf çuvallara dolduruldu (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, s. 77-78).
* 1943 yılı ilkbaharında Akdeniz'e düşen bir askeri uçakta bulunan ve denizde boğularak ölen İngiliz kuryesinin cesedi, İspanya sahilinde karaya vurmuştu. Kuryenin çantasında, İngiltere Genelkurmay Başkanlığından Tunus'ta bulunan Mareşal Alexander'a gönderilmekte olan önemli bilgiler bulunuyordu. Kuryenin cesedi (İngiliz taktisyenlerin planlarına uygun olarak İspanyol balıkçıları tarafından bulundu ve çanta Alman yetkililerine oradan da Alman Genelkurmayına ulaştırıldı. Alman Genelkurmayı, ele geçirilen bu bilgileri herhangi bir araştırmaya gerek duymadan kabullendi ve savunma planlarını buna göre yaptı. Operasyon öylesine mükemmel hazırlanmıştı ki, şüpheli bir yan bulmak gerçekten çok zordu. Gerçekte bir binbaşı vardı. Ancak bulunan ceset, olaydan kısa bir süre önce zatürreden ölmüş bir sivile aitti. Zatürreden ölümle, suda boğularak ölüm arasındaki farkın tespitinin çok zor olduğunu bilen planlayıcılar bu yolu seçmişlerdi. Ceset, buzdolabı içinde bir İngiliz deniz altısı tarafından İspanya sahiline vuracak şekilde suya bırakılmıştı (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, s. 100-101).
* Doğu cephesinde Almanların tanık oldukları çok enteresan bir aldatma olayı da Rusların canlı köpekleri tank mayını olarak kullanmalarıdır. Köpeklerin sırtında keten heybeler, heybelerin içinde de patlayıcı maddeler vardı. Bu patlayıcı maddeler tank mayını olarak kullanılıyordu. Dışarıya doğru çıkarılmış 10 cm. uzunluktaki bir çubuk, mekanik tapa vazifesini görüyordu. Bu çubuklar eğilecek veya kırılacak olursa, patlayıcı madde ateş alıyordu. Almanlar bu köpekleri ilk gördüklerinde haber köpekleri yahut sıhhiye köpekleri zannediyorlardı. İşin esası sonra anlaşılıyor, ama çoğu kez iş işten geçmiş oluyordu. Köpeklerin eğitimleri traktörlerle yapılıyordu. Yemek, ancak hareket halindeki traktörün altına giren köpeklere veriliyordu. Bu işi yapamayan köpekler aç bırakılıyordu köpekler göreve aç olarak çıkarılıyorlardı. Onlar da yiyecek bulmak için önüne gelen tankın altına doğru koşuyorlardı (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, 106-107).
* 1967'de İsrail, altı gün savaşlarındaki başarısını yoğun istihbarat faaliyetlerine borçludur. Taarruz içi günün en uygun saatin 08.45 Kahire saati olduğunu tespit ettiler. Bunun birkaç nedeni vardı:
a) Sina'da Mısırlılar her zaman gün doğarken silah başı yaparlardı. Mısırlılar nedense taarruzun bu saatte başlayacağını düşünüyorlardı.
b) Mısır Hava Kuvvetleri her sabah fecirle beraber, birkaç MIG-21 kolunu beş dakikalık pist başı alarmında tutuyor ve hasmın taarruzunu en muhtemel bu alanlarda bir veya iki MIG-21'i devriye göreviyle havada bulunduruyorlardı. Bu uçaklar, yakıtlarını tüketmiş olarak en geç 08.45'te alanlarına dönmüş olacaklardı. Fecirden iki veya üç saat sonra bir taarruz belirmeyince, alarm durumu azaltılıyor ve bazı radarları kapatıyorlardı.
c) Saat 08.30'da alarm sona erer ve herkes normal görevine dönerdi.
d) Elektronik istihbarat, Mısırlıların erken uyarı radarlarını yaklaşık olarak saat 08.30'da kapatmaya başladıkları göstermişti.
e) 08.45'e kadar Nil'in sabah sisi kalkacak ve güneş hava taarruzu için en uygun açıda olacaktı.
f) Mısırlılar bürolarına saat 09.00'da gelirlerdi. Bu saatten 15 dakika önce taarruza geçildiği takdirde generaller ve askeri komutanlar yolda olacaklardı.
Bu hassas istihbarat sayesinde İsrail Hava Kuvvetleri savaşın ilk 170 dakikasında Mısır'ın hizmete elverişli 340 savaş uçağından 300 tanesinin imha edildiğini tahmin etti. Bunlardan büyük bir kısmı yerde tahrip edilmişti.
Mısır hava kuvvetleri, görevden dönen uçakların yeniden ikmali için iki saatlik bir süreye ihtiyaç görüyordu. Halbuki İsrail Hava Kuvvetleri bu süreyi 7-10 dakikaya indirmeyi başarmıştı. Gövdede açılan mermi delikleri en çok bir saat içinde kapatılarak bu uçaklar da tekrar uçuşa konabiliyordu. Böylece İsrail hava Kuvvetlerine ait uçaklar bir günde 8-10 çıkış yapabildiği halde Mısır standartları 2 veya 3 çıkıştı. Taarruz başladığında Mısırlılar, bütün bu görevleri İsraillilerin yaptığına inanamadılar (Mesut Günsev, Savaş Aldatmaları, s. 149-150, 157, 159-160).
