Şub 13

Prof.Dr. Hüseyin Atay
Türkçe’de olmayan, ama dillerinde olan ve hele Arapça’da daha geniş bir şekilde kullanılan dilin özelliklerinden biri de canlılarda olan dişilik ve erkeklik gibi cinsiyet farkı her kelimede öyle kullanılır ki, cansız varlıkların isimlerine varıncaya kadar dilde yaygın bir kullanım ve kuraldır (s. 26).
Kur’an’ın uyguladığı ilkelerden biri de “tekabuliyet ilkesi” yani karşılıklı iki cinsten ve varlıktan birine verilen hüküm ötekine de ait olduğu esasıdır. Kur’an’da kadınlara ait hükümler, onların kadınlıklarından dolayı olmayıp insanlıklarından dolayı ise o hüküm erkeğe de aittir. Erkeğe verilen bir hüküm, erkekliğinden dolayı değil de, insanlığından dolayı ise o hüküm kadına da aittir (s. 21). Kur’an’da erkek kipiyle gelen namaz, oruç, hac ve diğer dinî emir ve yasaklar bu ilkeye göre kadınlara da aittir (s. 22). Bu kural, bir örnekle kolayca anlaşılabilir: Yazının tamamını okuyun »
Şub 13

Doç.Dr. Bahriye Üçok
Emevi İmparatorluğu ile Abbasi imparatorluğu döneminde kadınların sosyal durumu birbirinden hemen hemen farksızdır. Kadınlar Halife Kadir (991-1031) devrine kadar oldukça serbest iken bu halife devrinde erkeklerden büsbütün ayrı yaşamak zorunda bırakılmış, hareme itilmiş olduklarından İslam dünyasının gelişmesi büyük çapta engellenmiştir (Emir Ali, Musavver Tarih-i İslam (M. Rauf çevirisi), İstanbul 1329, II, 468). Halbuki Abbas halifelerinin ikinci olan Mansur zamanında (754-775) amcasının iki kızı Bizans savaşına katılmış, Harunü’r-Reşid zamanında ise (786-809) kadınların savaşta birliklere kumanda etmeleri yadırganmamıştır. Halife Muktedir (908-932), Divanü’l-Mezalim başkanlığına bir kadını atamış, kendi annesinin yüksek devlet adamları ile konuşup elçileri huzuruna kabul etmesine ses çıkarmamıştır. Mütevekkil devrine (847-861) kadar zengin ve bilgili kadınlar evlerinde faydalı toplantılar ve suvareler tertiplerdi. Harunü’r-Reşid devrindeki şair kadınlar şiir yarışmalarına katılarak dinleyicileri hem olgunluk, hem sanat, hem de güzellikleriyle adeta büyülerlerdi (Emir Ali, Musavver Tarih-i İslam (M. Rauf çevirisi), İstanbul 1329, II, 469) [s.155-156]. Yazının tamamını okuyun »
Şub 13

Prof.Dr. İbrahim Canan
Mü’minlerin annelerinden olan Zeyneb bintu Cahş (radiayallahu anha)’ın hayatına baktığımız zaman onun menkıbeleri arasında dindarlık, cömertlik ve ‘sanatkarlık’ vasıflarına rastlarız.
Mesela Ümmü Seleme (radiayallahu anha) onu; “Zeyneb bintu Cahş’ı Resulullah’ı takdir eder, ondan sıkça bahsederdi. Kendisi gerçekten saliha bir kadındı. Çok oruç tutar, geceleri namaza kalkar, sanat sahibi, sanatından kazandığının tamamını fakirlere tasadduk ederdi” diye tanıtır (İbnu Sa’d, et-Tabakatu’l-Kübra, Beyrut 1960, VIII, 103; İbnu Hacer, el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe, Kahire 1324, IV, 313). Yazının tamamını okuyun »
Oca 23

Prof.Dr. Rıza Savaş
D.E.Ü. İlahiyat Fak.
Kaynaklar, genellikle Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber’le nişanlanırken altı yaşında olduğunu ve dokuz yaşına geldiği zaman düğününün yapıldığını aktarmaktadır (İbn Sa’d, et-Tabakatu’l-Kubra, Beyrut 1968, VIII, 58-62). Bu rivayetlerin tenkitlerine verilen cevaplar, genelde rivayetlerin doğru olduğu esasına dayanır. Hz. Aişe’nin bahsedilen yaşta nişanlanmasının ve evlenmesinin normal olduğunu ortaya koymak için çeşitli yorumlar yapılır. Yazının tamamını okuyun »
Oca 23

Cemel Savaşı’nda devesinin üzerinde komutanlık yapan, hitabet sanatını çok iyi bilen, şiir, tarih, tıp konusunda uzman, 2210 hadis derleyen, hatta siyasetin içinde yer alan Hz. Aişe’yi, Prof.Dr. Rıza Savaş “zeki, hiperaktif ve kıskanç” olarak tanımlıyor: “Hz. Aişe, Peygamberimizin vefatından sonra İslam’ı en iyi bilen, İslam düşüncesine ‘tenkit’i getiren kişiydi ve yaygın görüşün aksine evlendiğinde dokuz yaşında değil 18 yaşındaydı…”
Yazının tamamını okuyun »
Oca 14

Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı
Anlatılana göre şeytan Havva’yı kandırmış ve yasak ağaçtan yedirmiş. Havva da Hz. Âdem’in o yasak meyveden yemesine sebep olmuştur. Böylece kadın, şeytan ile insan arasında bir yaratıktır. Dilden dile, kültürden kültüre aktarılan bu sahte olgu, Müslümanların kadına bakışı da etkilemiştir. Bu yanlışın kaynağında ne vardır? Yazının tamamını okuyun »
Son Yorumlar