<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tulip and Rose</title>
	<atom:link href="http://www.tulipandrose.net/wp/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tulipandrose.net/wp</link>
	<description>Her Şey Sevgiyle Başladı...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 20:34:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.1</generator>
		<item>
		<title>Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/05/14/esekli-kutuphaneci-mustafa-guzelgoz/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/05/14/esekli-kutuphaneci-mustafa-guzelgoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 21:28:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Engelleri Aşanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2526</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 1943. Genç Mustafa&#8217;nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi&#8217;ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: &#8220;Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.&#8221; Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2527" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/esekli_kutuphaneci1.jpg" alt="" width="318" height="272" /></p>
<p>Yıl 1943. Genç Mustafa&#8217;nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi&#8217;ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: &#8220;Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.&#8221;<span id="more-2526"></span></p>
<p>Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.</p>
<p>&#8220;Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?&#8221;</p>
<p>&#8220;Alıyorum.&#8221;</p>
<p>&#8221; Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.&#8221;</p>
<p>&#8220;23 yaşındaki genç memur &#8220;Ne yapayım, ne yapayım?&#8221; diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce &#8220;Deli misin bey?&#8221; der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.</p>
<p>O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, &#8220;Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da&#8221; zihniyeti aynen var. O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne &#8220;Kitap İare Sandığı&#8221; yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar: &#8220;Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.&#8221; Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da. &#8220;Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak&#8221; der.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2528" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/esekli_kutuphaneci2.jpg" alt="" width="350" height="224" /></p>
<p>Mustafa artık Ürgüp&#8217;teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel&#8217;le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca&#8217;nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa&#8217;nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.</p>
<p>Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer&#8217;e mektup yazar:<br />
&#8220;Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım&#8221; der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, &#8220;kendi görev tanımı dışında davranıyor&#8221; diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.</p>
<p>Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp&#8217;e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.</p>
<p>Bakın Nevşehir&#8217;den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2529" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/esekli_kutuphaneci3.jpg" alt="" width="300" height="183" /></p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/05/14/esekli-kutuphaneci-mustafa-guzelgoz/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/05/14/esekli-kutuphaneci-mustafa-guzelgoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Ceceli: Şöhreti Hayatımın Direksiyonuna Oturtmam</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/mustafa-ceceli-sohreti-hayatimin-direksiyonuna-oturtmam/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/mustafa-ceceli-sohreti-hayatimin-direksiyonuna-oturtmam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 18:13:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2466</guid>
		<description><![CDATA[&#8230; Aşikârdır Zat-ı Hak, çok derin bir şarkı. Bu şarkıyı hangi duygularla seslendirdiniz? Ben Ahmed Hulusi&#8217;nin bir kitabını okuyordum. O kitabın sonunda dörtlükler vardı. Bu dörtlük kafama kazınmış. Sonra bir gün internette karşıma şarkı olarak geldi. Fakat bestecisini bulamadım. Bir televizyon programında bu şarkıyı söyledim. Ertesi günü Gaziantep&#8217;ten Alper Altıntoprak isimli bir müzik öğretmeni beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2467" title="Mustafa Ceceli - Es" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/ceceli02.jpg" alt="" width="400" height="222" /></p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Aşikârdır Zat-ı Hak, çok derin bir şarkı. Bu şarkıyı hangi duygularla seslendirdiniz?</strong></p>
<p>Ben Ahmed Hulusi&#8217;nin bir kitabını okuyordum. O kitabın sonunda dörtlükler vardı. Bu dörtlük kafama kazınmış. <span id="more-2466"></span>Sonra bir gün internette karşıma şarkı olarak geldi. Fakat bestecisini bulamadım. Bir televizyon programında bu şarkıyı söyledim. Ertesi günü Gaziantep&#8217;ten Alper Altıntoprak isimli bir müzik öğretmeni beni aradı ve bestenin kendine ait olduğunu söyledi. Çok duygulanmış. Bu sözler hayatın özeti. Biz kendimizi fark etmeliyiz. Bizim müstakil bir varlığımız olamaz. Yunus&#8217;un &#8216;Bir &#8216;ben&#8217; var bende benden içeri&#8217; dediği ben sen değilsin. Orada herkes düşer ve kimse kalmaz. Orada göreceğin tek şey Hakk&#8217;ın varlığıdır. Bu kadar derin anlamların sekiz satırda özetlenmesi beni çok etkiledi. Açıkçası benim yaşam biçimim ve görüşüme de uyuyor. Böyle bir şarkıyı albüme alarak dinleyicilerimizin biraz tefekkür etmesini istedim.</p>
<p><strong>Peki ne zaman sizin bestelerinizi dinleyeceğiz?</strong></p>
<p>Bir türlü olmuyor. Üç şarkı yaptım ama yine bu albüme koyamadım. Bunu yapmam gerekiyor. İki albümümde aranjmanlara daha konsantre oldum. Bir sonraki albüme kendi şarkılarıma konsantre olmaya çalışacağım. İsteyelim ki olayım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>İçki ve sigara, hacca gitmeyene de zararlı</h3>
<p><strong>Gece hayatınızın, kötü alışkanlıklarınızın olmaması hacı olmanızla ilişkilendiriliyor&#8230;</strong></p>
<p>Din ve bilim paralel hareket eder. Bunları çatıştırmak ve karşı karşıya getirmek yanlış olur. İçki ve sigara öncelikle beyne çok zarar veriyor. İnsanın sermayesi beyindir, o bitince iş biter. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunduğu kadar sağlam vücut da sağlam kafada bulunur. Bizim vazifemiz beynimize iyi bakmak. İslam&#8217;ın yasak dediği bir şeyin mutlak surette bilimsel bir açıklaması var. Alkolden, sigaradan ve kafeinden uzak durun diyenlerin çoğu yabancı bilim adamları. Bu adam hacıdır, bu sebeple yapmıyordan öte biz bunları neden kullanmamalıyızı düşünmeliyiz. Çünkü hacca giden gitmeyen herkese bunlar yasaklanmış.</p>
<p><strong>Kısa zamanda hatırı sayılır bir şöhrete kavuştunuz. Şöhret sizde neleri değiştirdi?</strong></p>
<p>Bende bir değişikliğe yol açmadı. Önemli olan bu hırkayı üzerine giyecek misin, sahiplenecek misin, yoksa bir yağmur damlası gibi akıp gidecek mi? Ünü sırtına giyersen ve ben ünlüyüm dersen geçmiş olsun. Bunun işinin bir getirisi olduğunu düşünüp yanında gezdirebilirsin. Bu sıfatın beni yönetmesine izin vermiyorum. Hayatımda onu direksiyonuma oturtamam.</p>
<p><strong>İçsel gelişiminiz adına neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Özellikle okuyorum. İnternetin nimetlerinden faydalanıyorum. Öncelikle önyargısız bir şekilde herkese ve her düşünceye saygı gösteriyorum. Bu yüzden her türlü güvenilir kaynağı takip etmeye çalışıyorum. Özelde de dini ve bilimi iç içe işleyen kaynakları tercih ediyorum. Tek taraflı kaynakları tercih etmiyorum çünkü beni kısıtlıyor. Okyanusum.com sitesini takip ediyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>: <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1272978&amp;title=sohreti-hayatimin-direksiyonuna-oturtmam&amp;haberSayfa=0">Ali Pektaş, Zaman Gzt. CumaErtesi eki, 14 Nisan 2012</a>.</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/mustafa-ceceli-sohreti-hayatimin-direksiyonuna-oturtmam/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/mustafa-ceceli-sohreti-hayatimin-direksiyonuna-oturtmam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faydalı Ücretsiz Programlar</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/faydali-ucretsiz-programlar/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/faydali-ucretsiz-programlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 14:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faydalı Ücretsiz Programlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2448</guid>
		<description><![CDATA[10 PARMAK Bu ücretsiz program ile 10 parmak yazmayı öğrenebilirsiniz. CamStudio Bu program ile ekranda yaptıkları- nızı kaydedebilirsiniz. Codec&#8217;i de kurmayı unutmayınız. Çok Hızlı Okuma Alıştırmaları Fahri Aydos tara- fından hazırlanan bu program ile çok hızlı okuma alıştırmaları yapabilirsiniz. Animated GIF Resizer Animated GIF&#8217;lerin boyutlarını bu program ile değiştirebilirsiniz. HASENAT 4 Kur&#8217;an araştırma programı JPEG [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.mediafire.com/?2cd5kha6x2c3y83" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-2457" title="10 Parmak" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/01.Parmak.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
<td><a href="http://camstudio.org/" target="_blank"><img class="size-full wp-image-2450 aligncenter" title="CamStudio" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/CamStudio.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
<td><a href="http://www.mediafire.com/?9ey84az8abkfbwr" target="_blank"><img class="size-full wp-image-2451 aligncenter" title="CHO" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/CHO1.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
</tr>
<tr valign="top">
<td><strong>10 PARMAK</strong><br />
Bu ücretsiz program<br />
ile 10 parmak<br />
yazmayı<br />
öğrenebilirsiniz.</td>
<td><strong>CamStudio</strong><br />
Bu program ile<br />
ekranda yaptıkları-<br />
nızı kaydedebilirsiniz.<br />
Codec&#8217;i de kurmayı<br />
unutmayınız.</td>
<td><strong>Çok Hızlı Okuma</strong><br />
<strong>Alıştırmaları</strong><br />
Fahri Aydos tara-<br />
fından hazırlanan bu<br />
program ile çok hızlı<br />
okuma alıştırmaları<br />
yapabilirsiniz.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td><a href="http://www.mediafire.com/?n5hrdc2e1m90brs" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-2458" title="Animated GIF Resizer" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/AGR.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
<td><a href="http://www.mediafire.com/?v1vjhjply15ro1o" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-2460" title="Hasenat 4" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Hasenat.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
<td><a href="http://www.mediafire.com/?t02qs9k184tkya1" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-2461" title="JPEG to PDF" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/JPEG_to_PDF.jpg" alt="" width="125" height="95" /></a></td>
</tr>
<tr valign="top">
<td><strong>Animated GIF<br />
Resizer</strong><br />
Animated GIF&#8217;lerin<br />
boyutlarını bu<br />
program<br />
ile değiştirebilirsiniz.</td>
<td><strong>HASENAT 4</strong><br />
Kur&#8217;an araştırma<br />
programı</td>
<td><strong>JPEG to PDF</strong><br />
Bu program ile Jpeg<br />
fotoğraflarından<br />
PDF<br />
oluşturabilirsiniz.</td>
</tr>
<tr valign="top">
<td></td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/faydali-ucretsiz-programlar/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/22/faydali-ucretsiz-programlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hademe</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/10/hademe/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/10/hademe/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 21:38:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zihin Geliştirme Salonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2408</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dünyanın en iyi iş idaresi okullarından birinde okuyordu. İşletme bilimi yeniçağın yükselen bilimleri arasındaydı ve kendisi de bu bilimin en iyi öğretildiği itibarlı bir okulun en başarılı öğrencileri arasındaydı. Bu, okuldaki ikinci senesiydi. Sene sonu sınavlarından birine daha girmişti. Soru kağıdını alıp soruları hızlıca incelediğinde, onuncu soru karşısında şaşırıp kaldı. Bu bir şaka mıydı? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2409" title="Hademe" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Hademe.jpg" alt="" width="227" height="325" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyanın en iyi iş idaresi okullarından birinde okuyordu. İşletme bilimi yeniçağın yükselen bilimleri arasındaydı ve kendisi de bu bilimin en iyi öğretildiği itibarlı bir okulun en başarılı öğrencileri arasındaydı.<span id="more-2408"></span><br />
Bu, okuldaki ikinci senesiydi. Sene sonu sınavlarından birine daha girmişti. Soru kağıdını alıp soruları hızlıca incelediğinde, onuncu soru karşısında şaşırıp kaldı. Bu bir şaka mıydı? Teksir nüshalarını basan görevlinin işgüzarlığı mıydı yoksa? Veyahut bir dalgınlık eseri mi sorular listesine girmişti?</p>
<p>Aynı şaşkınlığı diğer öğrenciler de yaşıyorlardı. İçlerinden biri, cesaret edip:<br />
&#8220;Hocam,&#8221; diye sordu. &#8220;Onuncu soruyu soracaktım.&#8221;<br />
&#8220;Evet, arkadaşlar&#8221; dedi profesör, &#8220;o soruyu oraya ben koydum. Ve bu sorudan da puan alacaksınız.&#8221;<br />
Soru şöyleydi: &#8220;Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?&#8221;</p>
<p>Bütün öğrenciler bu kadını her gün, özellikle de sabah ve akşam saatleri koridoru temizlerken görürlerdi. Elli yaşlarında, uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı kendisi. Ama öğrencilerin onunla ne işi vardı ki? Adını nereden bileceklerdi? Ne o cevap verebildi onuncu soruya, ne de diğer öğrenciler. Sonuçta, o sene o dersten tam not alan olmadı. Ama kağıtları verip sınavdan çıkarken profesörün söylediği sözü hiçbiri hayatlarının sonuna kadar unutamayacaktı: &#8220;Hayatınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama sizin ilginizi ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onları göz ardı etmeden yaşamayı öğrenmeniz gerek.&#8221; Delikanlı bu dersi hayatı boyunca unutmadı, hademenin adını da. Adı Dorothy idi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fotoğraf Kaynağı</strong>: http://www.janitorriches.com/wp-content/uploads/2010/08/Fotolia_janitor.jpg</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/10/hademe/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/04/10/hademe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umut</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/23/umut/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/23/umut/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 16:53:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zihin Geliştirme Salonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2375</guid>
		<description><![CDATA[Pers sultanı iki adamı ölüme mahkûm etmiş. Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan bir tanesi, hayatını bağışlarsa, bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden sultan bunu kabul etmiş. Diğer mahkum, inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve, “Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2376" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Zindan.jpg" alt="" width="350" height="242" /></p>
<p>Pers sultanı iki adamı ölüme mahkûm etmiş. Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan bir tanesi, hayatını bağışlarsa, bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden sultan bunu kabul etmiş.<span id="more-2375"></span></p>
<p>Diğer mahkum, inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve,</p>
<p>“Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar!”</p>
<p>&#8220;Pek değil.&#8221; demiş birinci mahkûm.</p>
<p>&#8220;Kendime dört özgürlük şansı veriyorum:</p>
<p>Birincisi, sultan bu yıl ölebilir.</p>
<p>İkincisi, ben ölebilirim.</p>
<p>Üçüncüsü, at ölebilir.</p>
<p>Ve dördüncüsü,</p>
<p>belki ata uçmayı öğretebilirim&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fotoğraf Kaynağı</strong>: http://www.loadtr.com/482305-zindan_gibi.htm</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/23/umut/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/23/umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufta Kılık-Kıyafet</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/04/tasavvufta-kilik-kiyafet/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/04/tasavvufta-kilik-kiyafet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Mar 2012 11:10:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2354</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Nurullah ABALI İslâmiyet, Allah katında sınıf, ırk, renk ve mevki üstünlüğü olmadığını belirtmiştir. Tek üstünlük ölçüsü olan takvanın ise elbiseyle, dış görünüşle ilgisi yoktur (Hucurat [49] 13). Çünkü Allah, dış görünüşe değil, kalbe bakmaktadır (Ebu Davud, Libas 28 (4097, 4099)). Fakat saadet devri bitip fetihlerin getirdiği refah, şımarık bir sınıf türeyince bu şımarıklığa katılmayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2359" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Tarikat.jpg" alt="" width="350" height="213" /></p>
<p style="text-align: center;">Dr. Nurullah ABALI</p>
<p>İslâmiyet, Allah katında sınıf, ırk, renk ve mevki üstünlüğü olmadığını belirtmiştir. Tek üstünlük ölçüsü olan takvanın ise elbiseyle, dış görünüşle ilgisi yoktur (Hucurat [49] 13). Çünkü Allah, dış görünüşe değil, kalbe bakmaktadır (Ebu Davud, Libas 28 (4097, 4099)). <span id="more-2354"></span>Fakat saadet devri bitip fetihlerin getirdiği refah, şımarık bir sınıf türeyince bu şımarıklığa katılmayan gönül erleri, kendilerine tamamen farklı bir dünya kurmak zorunda kalırlar. Servet ve refahın azdırdığı Emevilerin, dünya perestliğine karşı zühdü seçen bu ‘gönül sınıfı,’ dış görünüşlerini genellikle sûf (yün) giyerek seçkin hale getirirler (Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf, 17-18). Arapçadaki sûf sözcüğünden türetilmiş olan Tasavvuf, İslâm’ın ruhsal yükselişini sağlayan sevgi, merhamet, feragat, hizmet kurumudur&#8230; Tasavvufa intisabı olan kişiye sûfi veya mutasavvıf denmektedir. Sûfi yerine derviş tabiri de kullanılır (Yaşar Nuri Öztürk, 500 Soruda İslam, 179).</p>
<p>Tasavvufta zühd, geniş anlamıyla insanın sonsuzluğuna yardımcı olmayan her şeyin ikinci plana itilmesidir. Her insan bazı şeylere mahrem, bazı şeylerden mahrum olarak yaratılmıştır. Akıllı insan odur ki, mahrem olduğu şeylere sırt dönüp, mahrum yaratıldığı şeyleri elde etmek için didinmez. Tasavvuf, insanın bir numaralı mahremiyeti olarak Allah’a varmayı alır ve bunun dışında kalan mahremiyet noktalarına sırt dönmeyi yani onları ikinci plana itmeyi öğütler. Sufizmin zühd anlayışında tamamen terk yoktur, ikinci plana itme vardır. Sûfinin zühdü, şeylere sahip olmamayı değil, sahip olunan şeyleri gönül dünyamızın tanrısı yapmamayı esas alır. Zühd bizi, göğsümüzde iki kalp taşımaktan</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2355" title="Hirka" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Hirka.jpg" alt="" width="227" height="319" /></p>
<p>Tasavvufun başlangıcında, dıştan çok, öze önem verme vardır. İç yolculuk, ruhu, aslı bulma konusu kılık kıyafetle aranamaz. Önemli olan nefsin değil, ruhun penceresini açabilmektir. En güzel elbise takva elbisesidir. İnsan gönlüyle, safiyetiyle, saf yanıyla kelimelerin bile ortadan kalktığı takva gözüyle baksa, tüm dünya çıplak olsa bile önemi kalmaz. Derviş için giyim konusunda setr-i avret önemlidir. En eski tasavvuf kitaplarında kılık kıyafet ile ilgili bilgi, kurallar bulunmamaktadır.kurtarır. Bu, ya Allah’tır yahut başka bir şeydir. Sûfi için bu Allah’tır. O halde sûfi Allah dışındaki şeylere karşı zahit (önemsemeyen, küçük gören, sırt çeviren) olacaktır (Yaşar Nuri Öztürk, 500 Soruda İslam, 212).</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2356" title="Kadiri Seyfi Tac" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Kadiri-Seyfi-Tac.jpg" alt="" width="350" height="284" />﻿</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-2357" title="Dokuz Dilimli Tac" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Dokuz-Dilimli-Tac.jpg" alt="" width="350" height="202" /><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Derviş, dış yüze, kılığa kıyafete özenmez, maksadı içini mamur etmektir. Yeni ve yumuşak kumaştan elbise giymez, yastığı taş, yatağı topraktır. Ama bu bir dönem içindir. Gün gelir, derviş olgunlaşır ve anlar ki ipek de, aba da fark etmez. Her şey amelle biter, kılık kıyafet hiçbir şey değiştirmez. Dervişliğin kılık ve kıyafetle olmadığını ‘bir lokma, bir hırka’ düşüncesinin artık gerekmediğini idrak eder, bunun bir hâl, bir inanç ve davranışlar bütünü olduğunu cesaretle ilan eder (Metin Akar, Doğumunun 750. Yılında Mektuplarla Yunus Emre, 60).</p>
<p>Sûfi kıyafetlerinde genelde manevî semboller bulunmaktadır. Mevlevî semazenlerin başındaki külah mezar taşına, hırkası mezarına, sırtındaki beyaz tennuresi de kefenine işarettir. Onlar, ‘Mutlak Varlık’ olan Allah’ın huzurunda, Allah’a gönül vermiş, O’na ulaşmaya azmetmiş, dünyadan sıyrılmış, gayb âleminin aşk pervaneleridir (Mehmet Önder, Mevlana ve Mevlevilik, 225).</p>
<p>Ahîlikte müridlere ‘şedd’ bağlandığı ve şalvar giydirildiği halde, diğer tarikatlarda ‘hırkanın’ tercih edildiği görülmektedir. Şedd ve şalvar vücudun aşağı kısmını kuşatan ele, dile, bele hâkimiyeti temsil eden bir kıyafet olduğu halde, hırka, gönül başta olmak üzere yücesi ve aşağısı bütün vücudu kaplayan kisve olarak seçilmiştir. Bu yüzden olsa gerek, gençler ve delikanlılar ahiliğe, padişah ve askerler de aynı teşkilatın askerî kolu sayılan yeniçeriliğe kanalize edilmiştir. Hırka giyme derecesine yükselmiş bir derviş için dünyevî herhangi bir işin seyrine müdahale, kaza-yı ilahiye muhalefet telakki edildiği için bir emriyle devletlere savaş açabilecek ve pek çok insanın ölümüne hükmedebilecek bir padişaha giydirilmemiş, yerine şedde ve kılıç kuşatmak suretiyle onların süflî tarafı dizginlenmiş, ulvî kısmındaki terakki ise kabiliyetlerine terk edilmiştir. Zira hırka giyen bir müridin, değil yığınla insanı, karıncayı bile incitmemesi, ilerlemesi için şarttır (İrfan Gündüz, “Tarikatlarda Tebliğ,” 39).</p>
<p>Fakir dervişlerin ve Kalenderîlerin giydikleri kolsuz ve boyu göbeğe kadar bir kıyafetin ‘Haydarî’ olarak isimlendirilmesi, ilk giyen kişinin ismine izafe edilmesi sebebiyledir. Bunu ilk olarak giyen Dimyat’ta defnedilmiş Kalenderi şeyhi Şeyh Cemaleddin-i Savedi hazretlerinin halifesi olan Şeyh Haydar Hazretleridir. O, nefs mücahedesi için bir kıl çuvalın dip tarafını kesip iki tarafını delerek iç gömleği olarak kullanmıştır. Onun halifeleri de bu şekilde giyinmiş ve bu kıyafeti ‘haydari’ olarak isimlendirmişlerdir. Daha sonra gelen halifeler bu mücahedeye tahammül edemeyip daha yumuşak dokulu çuha, keten, pamuk gibi malzemelerden yapılmış haydarileri dış elbisesi olarak kullanırlar (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 129-130).</p>
<p>‘Hulle’ süslenmek için vücudun üst kısmına yani sırta giyilen bir çeşit giysidir. Arapça, Farsça ve Türkçede aba, hırka, kaba, kisa, bürde, biniş, cübbe, kisve, rida, peşmine, ferace, maşlah, bornoz, kepenek, kaftan ve hil’at gibi değişik isimler alır.</p>
<p>Hullenin en üstünü beyaz olanıdır. Çünkü beyaz hulle, tasavvuf ve takvaya uygundur. Ferahlığı seven ve gamsız olan aşıkların giysisi beyaz olur. Siyah olanı, zahidlerin giysisidir. Çünkü onlar daima rahatlıktan uzak dururlar. Rahatlık onların derecesini düşürür. Yeşil olanı, gözün nurunu artırır. Çünkü yeşil hulle cennet giysisidir. Sarı hulleyi İmam Hasan zehirlendiği vakit giymiştir. Kızıl olanını İmam Hüseyin Kerbela’da giymiştir. Mavi rengi ise zındıklar ve münafıklar giymiştir.</p>
<p>Şeyhler müridleri hakkında gördükleri zuhurata uygun nurun renginde giysi giydirirler. Eğer giysiye güç yetmez ise salikin hırkasına o renkte bir parça dikilir.</p>
<p>Salik nefsini terbiye için onunla mücadele eder ve kara hulle giyer. Eğer nefsini tepelerse kızıl giyer. Hırsını ve hevesini keser ise sarı giyer. Emare nefsi bırakıp ‘levvame nefse’ ayak basarsa yeşil giyer. İtmi’nan derecesine ulaşırsa beyaz giyer (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 123-124).</p>
<p>Daha sonraları kılık kıyafet meselesi o hale getirilmiştir ki, artık her tarikatın ayırıcı giysisi ‘Derviş Çeyizi’ olarak adlandırılıp, manevî âleme açılmak isteyen sûfinin vazgeçilmez araçları haline gelmiştir. Bunda, özellikle Osmanlı toplumundaki giysi kültürü de etkili olmuştur. Çünkü Osmanlı giysi kültüründe her mesleğin ayırıcı bir başlığı ve giysisi bulunmaktadır. Bunun yansıması da tarikatlarda görülmektedir.</p>
<p>Çeşitli tarikatlar türlü türlü kaidelere dayandırılmıştır. Her tarikat mensuplarının kendisine özel kıyafet ve elbisesi vardır. Hatta derviş ile şeyh arasında dahi kıyafetçe fark vardır. Bu farklılık özellikle sarıklarda, elbisenin şekil ve tarzında, elbisenin kumaş ve renginde görülmektedir. Şeyhler genellikle beyaz yahut yeşil kumaştan cübbe giyerler. Fakat pek az derviş kumaştan elbise giymeye yetkilidir. Dervişlerin alelade elbisesi bir tür keçe olan abadandır (James Goodwin, Eski Türk Kıyafetleri ve Güzel Giyim Tarzları, Resim 30). (<strong>Resim: Sarık Biçimleri</strong>).</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2358" title="Sarik Bicimleri" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Sarik-Bicimleri.jpg" alt="" width="350" height="227" /></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tarikatlarda kullanılan ayırt edici bazı başlıklar ve özellikleri şöyledir: Kadirî tarikatının Özbekî ve Kalenderî kolunda kullanılan Seyfî Tac’ın anlamı, tevhit kılıcıyla nefsi kesmek murat edilmiştir (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 45). Kadirîye ve Nakşibendiye tarikatlarında kullanılan 5 terkli tac, İslâm dininin 5 şartını simgeler (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 68). 6 terkli tac ile vahdet sırrına aşina olmak için istenilen 6 şart kast edilir: Az yemek, az uyumak, az konuşmak, devamlı zikir, düşünceleri önlemek ve tam fikir (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 70-71). Kadirîye tarikatının Eşrefiyye kolunda 7 terkli tac, ‘Edeb’ kelimesinin ebced hesabıyla 7 sayısının karşılığıdır (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 72-73). 8 dilimli tac ile Allah’ın 8 sübuti sıfatı hatırlatılmaktadır (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 80). 9 terkli tac, 7 felek ile arş ve kürsinin 9 rakamı vermesinden gelmektedir (Sa’diyye tarikatı) (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 83). 12 dilimli tacı giyen tarikatlar çoktur (Kadirîyye, Rifaîye, Bedevîye, Desukîye, Bektaşîye, Marufîye, Sadıkîye, Resmîye). Bunun anlamları ise bir hayli fazladır: ‘La ilahe illallah’ kelimesinin sayısı 12’dir; 12 imamın sayılarına işarettir (el-İstanbuli, Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, 84-88; Nurettin Sevin, Onüç Asırlık Türk Kıyafet Tarihine Bakış, 49). Bunun gibi her bir terkin (dilimin) birçok anlamı bulunmaktadır.</p>
<p>Bir tarikattaki giyimle ilgili değişim, Mevlevî örneğinde kolayca görülebilmektedir. Mevlevî kaynaklarının verdiği bilgilere göre, Mevlana’nın ve yanındakilerin özel bir elbisesi yoktur. Mevlana’nın giydiği külah zamanının külahı, sardığı sarık bilginlerin sardığı örfî sarıktır. Elbisesi de, devrinde giyilen elbiselerdendi. Mevlana Celaleddin’in (1207-1273) ölümünden sonra, oğlu Sultan Veled (1226-1312), Çelebi Hüsameddin (1225-1284) ve Ulu Arif Çelebi’lerin (1272-1320) azimli çalışmaları ile bir tarikat olarak gelişen ve yayılan Mevlevîlik, zaman geçtikçe giyim kuşamda da yenilik yapmış, diğer mezhep ve tarikatlardan ayrı, fakat onların da tesiri altında kalarak özel bir giyim şekli ortaya koymuştur. İlk anlarda yalnız hırka ve serpuşu (başlık) ile tanınan Mevlevîler, 16. Yüzyıldan itibaren dışarı, merasim ve ayin için ayrı ayrı giyim şekilleri tespit etmiş ve bunlar kutsal birer ifade ile anlamlandırılmıştır (Mehmet Önder, Mevlana ve Mevlevilik, 240).</p>
<p>Demek oluyor ki, tarikatların geliştirdikleri ve bir yığın eksiklik ve yetersizliğin kapatılması için sığınak olarak kullandıkları şekil ve kıyafet ve bunların müdafaasına dair öne sürülen iddia ve rivayetler, gerçekte bir değeri ifade etmemektedir. Bu böyle olduğu içindir ki, daha önce sûfiliğin iki ana unsurundan biri olan melamete bağlı olanlar (Melamiler) yollarında hiçbir merasim ve kıyafete itibar etmezler. Onlar için ne tacın, ne hırkanın ne serpuşun bir anlamı yoktur. Türk irfanının ölümsüz mistik dahisi Yunus Emre bu gerçeğe işaret ederken şöyle der:</p>
<p>“Dervişlik olsaydı taç ile hırka</p>
<p>Biz de alır idik, otuza kırka.” (Yaşar Nuri Öztürk, 500 Soruda İslam, 253-254).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>: Dr. Nurullah ABALI, Geleneksellik ve Modernizm Açısından Kılık Kıyafet, İlke Yay., İstanbul 2009, s. 82-88.</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/04/tasavvufta-kilik-kiyafet/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/03/04/tasavvufta-kilik-kiyafet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazda Okunanlarla İlgili Bir Öneri</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/02/18/namazda-okunanlarla-ilgili-bir-oneri/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/02/18/namazda-okunanlarla-ilgili-bir-oneri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 19:25:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2314</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Nurullah ABALI &#160; Namazda Fâtiha’dan sonra okuyacağımız ilave (zammı sure) için, elbette Kur’ân-ı Kerîm’den istediğimiz sûre veya âyetleri okuyabiliriz. Fakat genelde insanlarımız kısa sûreler diye bilinen Kureyş, Kevser gibi sûreleri okuyup geçmektedirler. Hâlbuki şöyle bir uygulamayla kıldığımız namazlarımız çok daha güzel ve etkili hale gelebilecektir: Kur’an’ın Türkçe mealini okurken, sizi çok etkileyen, gönlünüze tesir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2315" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Namaz3.jpg" alt="" width="350" height="223" /></p>
<p style="text-align: center;">Dr. Nurullah ABALI</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Namazda Fâtiha’dan sonra okuyacağımız ilave (zammı sure) için, elbette Kur’ân-ı Kerîm’den istediğimiz sûre veya âyetleri okuyabiliriz. Fakat genelde insanlarımız kısa sûreler diye bilinen Kureyş, Kevser gibi sûreleri okuyup geçmektedirler.<span id="more-2314"></span></p>
<p>Hâlbuki şöyle bir uygulamayla kıldığımız namazlarımız çok daha güzel ve etkili hale gelebilecektir:</p>
<p>Kur’an’ın Türkçe mealini okurken, sizi çok etkileyen, gönlünüze tesir eden âyetleri not alın. Daha sonra bu âyetlerin Arapçasını öğrenerek bunları namazınızda Fâtiha’dan sonra okuyun.</p>
<p>Böylece kendinize ‘özel’ olarak seçtiğiniz ve gönlünüze etki eden âyetleri okuduğunuz için yerine kıldığınız namaz da çok daha anlamlı olacaktır.</p>
<p>Yoksa zaten belirli sûreleri okuyor olacaktınız. Böylece hiç olmazsa kıldığınız namaz, hayatınızda daha fazla bir etkiye sahip olabilecektir.</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/02/18/namazda-okunanlarla-ilgili-bir-oneri/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/02/18/namazda-okunanlarla-ilgili-bir-oneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Büyük Adama Selam</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/22/bir-buyuk-adama-selam/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/22/bir-buyuk-adama-selam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 11:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler Diyarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2303</guid>
		<description><![CDATA[Doktor Emilio P. Ridge o gün iyice yorulmuştu. Yetmişdört yaşındaydı ve o ılık bahar günü küçük muayenehanesindeki masasının başında yorgun halde otururken gençliğinde büyük işler başarmak üzere kurduğu planları düşünüyordu. Oysa, hayat umduğu şekilde gitmemiş; ne ünlü bir doktor olabilmiş, ne de büyük bir hastane kurabilmişti. Kırk yıldır bu küçük şehirde yaşıyor, kırk yıl önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2304" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Bir_Buyuk_Adama_Selam.jpg" alt="" width="350" height="228" /></p>
<p>Doktor Emilio P. Ridge o gün iyice yorulmuştu. Yetmişdört yaşındaydı ve o ılık bahar günü küçük muayenehanesindeki masasının başında yorgun halde otururken gençliğinde büyük işler başarmak üzere kurduğu planları düşünüyordu. Oysa, hayat umduğu şekilde gitmemiş; ne ünlü bir doktor olabilmiş, ne de büyük bir hastane kurabilmişti. Kırk yıldır bu küçük şehirde yaşıyor, kırk yıl önce ne tür hastalara bakıyorsa gene aynısını yapıyordu.<span id="more-2303"></span></p>
<p>Parmağı kesilen veya başı ağrıyan hastalar, acil vak’alar ve doğumlar için geceyarısı yatağından uyandırılmalar derken, bu küçük kasabada kırk yıl geçip gitmişti işte. Yıllar ilerledikçe, gün doğumunda yardımcı olduğu çocukların bugün büyüyüp çoluk çocuğa karışmalarını görmüş, bu kasabadaki kırk yıllık meslek hayatının belki en hoş anılarını bunlar oluşturmuştu.</p>
<p>Kapının hızlı hızlı çalmaya başlayan zili, Dr. Ridge’i dalmış olduğu bu hatıralardan uyandırdı. Kalkıp kapıyı açtı. Kapıda gözleri ışıl ışıl parlayan bir delikanlı vardı.</p>
<p>&#8220;Buyrun” dedi Dr. Ridge.</p>
<p>“Şehir meydanında bir tören var efendim. Sizin de gelmenizi istiyorlar. Lütfen acele edin efendim, geç kalmayın!” diye karşılık verdi çocuk.</p>
<p>Bu küçük şehirde, böylesi törenler nadire olurdu. Dr. Ridge, çocuğu sevinçle takip etti. Şehrin ana caddesine vardıklarında, çocuk, doktoru meydanın ortasına doğru getirdi ve işte o an, meydana birikmiş kasaba halkı Dr. Ridge’i çılgınca alkışlamaya başladı. Dev cüsseli iki delikanlı, doktoru omuzlarına alarak, tören için hazırlanmış bir tahtın üzerine oturdular.</p>
<p>Daha sonra, kimi çocuk arabası süren, kimi ise çocuklarını kucaklarında taşıyan kadınlı-erkekli bin kadar insan sırayla doktorum önünden geçip onu selamladılar.</p>
<p>Bir saat önce muayenehanesinde oturup hayatında büyük işler başaramadığını düşünen doktor, şimdi gördüğü manzara karşısında gözyaşlarını tutamıyordu. Sırayla önünden geçen bu insanların hepsinin doğumunda Dr. Ridge hazır bulunmuştu. Şimdi onlar, hayatının kırk senesini insanlarla hizmetle geçiren bir büyük adamı selamlıyorlardı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: xx-small;"><strong>Kaynak</strong>: Selim Gündüzalp-İsmail Örgen, Başarı Öyküleri, Zafer Yay., İstanbul Haziran 2003, s. 57-59.</span><br />
<span style="font-size: xx-small;"><strong>Fotoğraf Kaynağı</strong>: http://www.worldharmonyrun.org/images/spain/news/2008/0316_32.jpg </span></p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/22/bir-buyuk-adama-selam/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/22/bir-buyuk-adama-selam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Testideki Para</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/21/testideki-para/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/21/testideki-para/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 21:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler Diyarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2297</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebû Bekir (r.a.), gayet sade ve fakirane bir hayat yaşıyordu. Halife iken uzun zaman başkalarının koyunlarını sağarak ailesinin nafakasını temin etmeye çalıştı. Neden sonra kendisine maaş bağlandı ama, bu defa da verileni çok buldu. O, Medine’nin en fakir insanının geçimini kendine ölçü kabul etmişti. Bu itibarla da artan parayı bir testiye atıyor ve orada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2298" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/Ancient_Roman_Flagon_Replica__86693_zoom.jpg" alt="" width="225" height="338" /></p>
<p style="text-align: left;">Hz. Ebû Bekir (r.a.), gayet sade ve fakirane bir hayat yaşıyordu. Halife iken uzun zaman başkalarının koyunlarını sağarak ailesinin nafakasını temin etmeye çalıştı.</p>
<p><span id="more-2297"></span></p>
<p>Neden sonra kendisine maaş bağlandı ama, bu defa da verileni çok buldu. O, Medine’nin en fakir insanının geçimini kendine ölçü kabul etmişti. Bu itibarla da artan parayı bir testiye atıyor ve orada biriktiriyordu; 2,5 senelik hilafeti süresince, aldıklarını hep böyle biriktirmişti.</p>
<p>Vefat edeceği zaman da, kendisinden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere, bu testiyi vasiyet ediyordu. Hz. Ömer halife olup da testiyi kırdırınca içinden küçük küçük paracıklar çıktı ve bir de mektup vardı. Bu mektupta, yeni halifeye hitaben şöyle deniyordu:</p>
<p>“Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır. Ben Medine’nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim. Artan miktarı bu testiye koydum. Binaenaleyh, bu paralar hazineye aittir ve oraya konulmalıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: xx-small;"><strong>Fotoğraf Kaynağı</strong>: http://osmungifts.com/product_images/b/342/Ancient_Roman_Flagon_Replica__86693_zoom.jpg</span></p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/21/testideki-para/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/21/testideki-para/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan Mahmud Niçin Ağzına Üç Gün Yemek Koymadı?</title>
		<link>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/14/sultan-mahmud-nicin-agzina-uc-gun-yemek-koymadi/</link>
		<comments>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/14/sultan-mahmud-nicin-agzina-uc-gun-yemek-koymadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 17:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>LoWar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler Diyarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tulipandrose.net/wp/?p=2286</guid>
		<description><![CDATA[&#160; İlk Müslüman-Türk devletlerinden biri olan Gaznelilerin meşhur hükümdarı Sultan Mahmud, bir gün divanda oturmuş, halkın dilek ve şikayetlerini dinliyordu. Huzuruna girenlerden biri, birden Sultan&#8217;ın ayaklarına kapanmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Sultan, adamı ayağa kaldırtarak, şikayetinin ne olduğunu sordu. Adam da, askerlerden birinin ara sıra evine girip ailesine musallat olduğunu ve kimseye şikayet etmemesi için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-2287" title="Gazneli Sultan Mahmud" src="http://www.tulipandrose.net/wp/wp-content/uploads/gazneli-mahmut.jpg" alt="" width="350" height="433" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk Müslüman-Türk devletlerinden biri olan Gaznelilerin meşhur hükümdarı Sultan Mahmud, bir gün divanda oturmuş, halkın dilek ve şikayetlerini dinliyordu. Huzuruna girenlerden biri, birden Sultan&#8217;ın ayaklarına kapanmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Sultan, adamı ayağa kaldırtarak, şikayetinin ne olduğunu sordu. Adam da, askerlerden birinin ara sıra evine girip ailesine musallat olduğunu ve kimseye şikayet etmemesi için de kendisini tehdit ettiğini söyledi.<span id="more-2286"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sultan Mahmud, bu şikayeti dinledikten sonra adama:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sızlanmayı bırak. Suçlu evine geldiği zaman derhal bana haber ver. Bizzat kendim gidip o haddini bilmez mütecavizi cezalandıracağım&#8230;” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir müddet sonra, adamdan haber gelince, Sultan bir miktar asker alarak evin etrafını sardı. Ellerindeki meşaleleri söndürterek, evdeki mütecaviz adamı derhal yakalayıp öldürmelerini askerlerine emretti. Emrin infazını müteakip de meşaleleri tekrar yaktırarak öldürülen adamın yüzüne dikkatlice baktı. Ve daha sonra olduğu yere diz çökerek Allah&#8217;a uzun uzun hamd ve duada bulundu. Duadan sonra, kendine mükellef bir sofra getirterek büyük bir iştiha ile gelen yemekleri yemeye başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şikayetine en âdil biçimde karşılık gören biçare ev sahibi bütün bu olanlar karşısında hayretler içinde kalmıştı. Sultan&#8217;a bütün bu garip hareketlerinin sebebini sormaktan kendini alamadı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sultan Mahmud&#8217;un cevabı ise çok ibretliydi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Önce böyle alçakça ve pervasızca bir zulüm ve tecavüze, ancak kendi çocuklarımdan birinin cesaret edebileceğini düşündüm. Sıradan bir askerin işi olamaz gibi geldi bana. Adaleti tam yerine getirebilmek için ışıkları söndürttüm ki, eğer düşündüğüm gibi çıkarsa, oğlumu cezalandırmakta zorluk çekebilirdim. Babalık şefkatim galebe çalabilirdi. Fakat sonunda gördüm ki, mütecaviz benim oğlum değilmiş. Bu sebeple oturup Allah&#8217;a şükür ve duada bulundum. Yemeğe gelince, şikayetiniz beni o derece müteessir etti ki, o günden bu yana 3 gündür ağzıma bir lokma yemek koyamadım. Meseleyi hallettikten sonra, derhal sofra kurdurup yemeye başlamamın sebebi de budur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fotoğraf Kaynağı</strong>: http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/gazneli-mahmut.png</p>
<div align="right" style="float: right; padding: 5px 0px 0px 5px;"><a name="fb_share" type="icon" share_url="http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/14/sultan-mahmud-nicin-agzina-uc-gun-yemek-koymadi/">Facebook'da Paylaş</a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tulipandrose.net/wp/2012/01/14/sultan-mahmud-nicin-agzina-uc-gun-yemek-koymadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

